Spor özellikle de Fenerbahçe tutkum.Gerçeği yansıtmayan haksız yazılara karşı yazmak için buradayım

29 Ekim 2025 Çarşamba

ZAMANLAMA MANİDAR!

Bu başlık, usta gazeteci Yılmaz Özdil’e ait.
Sözcü TV’de İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Özdil, kısa ama anlamlı bir tespitte bulundu:

“Zamanlama manidar.”

Özdil konuşmasının devamında haklı bir noktaya dikkat çekti:
Ortalık yangın yeriyken,
Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları cezaevindeyken,
operasyonlar dalga dalga devam ederken,
İmamoğlu hakkında “casusluk” suçlaması ortaya atılmışken,
bir anda gündem yine değiştirildi.

Nasıl mı?
Tıpkı 2010 yılında olduğu gibi!
O dönem ülke Balyoz ve Ergenekon davalarıyla çalkalanırken, birden “Şike Davası” patlatılmıştı.
Ne olmuştu?
Gündem bir anda bambaşka bir yöne çekilmişti.

Bugün de aynı senaryo sahnede.
Gündem iktidar adına fırtınalıyken, bu kezde 7'den 70'e herkesin yakından takip ettiği futbolda  “hakemlerin bahis skandalı” ortaya atıldı.
Ve yine dikkatler başka yöne çevrildi.

Ben bu tespitin altına imzamı atarım.
Bu, bana göre de siyasi iktidarın eleştiriler karşısında gündemi saptırmak için planladığı bir operasyondur.

Yoksa Türkiye Ligi’nde şaibeli maçlar yönettiği iddia edilen
Cihan Aydın, Halil Umut Meler, Yasin Kol, Atilla Karaoğlan, Ali Şansalan, Oğuzhan Çakır gibi hakemlerin listede olmaması sizce tesadüf mü?

Adı gibi “küçük” olan Zorbay'ı listeye eklediler ama sadece görüntüde!
Gerçek hedef başka.
Bu operasyonla hem futbol kamuoyu hem de genel kamuoyu başka yöne çekildi.

Ben diyorum ki:
Bu işin altından hiçbir şey çıkmayacak.
Çıkmaz da.
İki gündür ortalığı yangın yerine çevirdiler ama asıl amaç başka:
Gündemi “hakemlerin bahis skandalına” çevirmek!

Bu, yıllardır bildiğimiz bir taktik:
Gündemi değiştir, dikkatleri saptır.
Yılmaz Özdil’in dediği gibi:

“Zamanlama manidar.”
Ayrıca maçları yayınlayan kurumda da tarafsızlık yok.
İstedikleri pozisyonu yüz defa gösteriyorlar,
istemediklerini hiç göstermiyorlar.
Galatasaray lehine olan pozisyonlar sürekli ekranda;
aleyhine olanlar yok.
Fenerbahçe için de tam tersi.
Bu da manidar!

Yıllardan beri soruyoruz.
Bu yapının içinde kimler var?
Türk futbolunu kim yönetiyor, kim dizayn ediyor?
Bu iş sadece hakemlerle sınırlı değil!

TFF tutarlı davransın:
Ligleri bugünden itibaren ertelesin!
Bu insanlara maç yönettirmesin !
Ya da yabancı hakem getirin!
VAR’a da yabancı hakemler koyun!

Ama biliyorum ki;
bu operasyondan kimin kârlı çıkacağı,
hangi takımların korunacağı çoktan belli.

Bu bir gaz alma operasyonu.
Başka bir şey değil.

28 Ekim 2025 Salı

DİRİLİŞ

Fenerbahçeli oyuncular, maçtan saatler önce Antep’in bol fıstıklı baklavalarını yemiş olacaklar ki, sahaya son derece iştahlı, arzulu ve istekli çıktılar.
Ön alanda baskı kurarak rakibin oyun kurmasına izin vermediler. Savunmayı öne çıkarıp oyunu orta alanda tuttular ve baskılı bir oyunla Gaziantep’i adeta boğdular.
5. ve 22. dakikalarda E. Nesyri’nin attığı gollerle Fenerbahçe bir anda 2-0 öne geçti.
Özellikle İsmail’in Asensio’ya gönderdiği “şahane” pas, gecenin en güzel asistlerinden biriydi.
İsmail ikinci yarıda da benzer bir pasla arkadaşlarına pozisyon hazırladı ancak bu kez sonuç alamadılar.

Fenerbahçe’de özellikle Oosterwolde, İsmail ve Škriniar sahanın en iyilerindendi.
Belki sadece toplu oyunda Nene ve Kerem biraz vasatın altında kaldılar ama takımın genelindeki mücadele, hırs ve kazanma arzusu, “dirilişin sinyallerini” verdi.

İkinci yarıya Fenerbahçe biraz düşük tempoyla başladı. Ancak Tedesco’nun yaptığı dört değişiklik maça yeniden enerji getirdi.
Kısa sürede oyun üstünlüğünü tekrar ele alan sarı lacivertliler, pozisyon üstüne pozisyon üretmeye başladı.

78. dakikada oyuna giren Talisca, attığı iki nefis golle farkı 4’e çıkardı.
Maç 4-0 tamamlandı ama fark çok daha fazla olabilirdi.
Kaleci Burak’ın kurtarışları ve direkten dönen üç top, Antep adına farkı önleyen en önemli etkenlerdi.

Ancak maçın hakemi Atilla Karaoğlan, adeta “saatli bomba” gibiydi.
Fenerbahçeli futbolcuların en ufak hareketine sarı kart gösterirken, Antepli oyuncuların sert faullerine göz yumdu.
İsmail’e yapılan faulde kartın İsmail’e çıkması, Archie Brown’un rakibe dokunmadığı pozisyonda yine sarı kart görmesi büyük tepki topladı.

Fenerbahçe bu hakemlere rağmen sahada kazanmak zorunda. Çünkü başka alternatifi yok.
Bu akşam bir kez daha görüldü:
Galatasaray maçlarında Osimhen, Torreira, Barış Alper, Davinson, Abdülkerim ve Yunus’un benzer hareketlerine faul dahi verilmezken, Fenerbahçe aynı pozisyonlarda kart görüyor.
İşte aradaki çifte standart bu kadar açık!

Sonuç olarak, Fenerbahçe Antep deplasmanında sadece 3 puan değil, aynı zamanda özgüvenini de geri kazandı.
Tedesco, doğru hamleleriyle takımın ivmesini artırmaya devam ediyor.

Fenerbahçe’de ışık var, Fenerbahçe Antep’te ışıl ışıl!

26 Ekim 2025 Pazar

FUTBOLDA ADALET NEREDE?

Bütün kamuoyunun bildiği gibi, Galatasaray uzun yıllardır açıkça kollanıyor.
Özellikle son 3-4 sezondur bu kollanma artık alenen, göz göre göre yapılır hale geldi.

Hakemler kararlarını verirken adeta Galatasaray lehine hareket etmekte hiçbir sakınca görmüyorlar.
Galatasaray’ın aleyhine olan pozisyonlar ofsayt gerekçesiyle iptal ediliyor, çizgiler yamuk çiziliyor, formalar uzatılıyor.

Bugün de aynı tabloyu izledik.
Hakem Oğuzhan Çakır, sahada adeta Galatasaray’ın 12. adamı gibi davrandı.
Olmayan pozisyonda Göztepeli oyuncuya kırmızı kart gösterdi,
ama Osimhen’in dirseğine ise “bir şey yok” dedi.

Benim merak ettiğim şu:
İktidar partisi ve onun ortağı, ülkede yaşanan her türlü yolsuzluk karşısında soruşturma açıyor,
yanlış yapanları cezaevine gönderiyorsa;
futboldaki bu adaletsizlik karşısında neden sessiz kalıyor?

Galatasaray’ın bu kadar açık bir şekilde kollanmasına,
hakemlerin taraflı ve art niyetli davranışlarına neden göz yumuluyor?

Futbolda adalet ve hukukun kalmadığı bir yerde, kim neden mücadele etsin?
Bu tablo Türk futbolunun geleceğini karartıyor.

Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum:
Lütfen bu konuya el atın!
Çünkü gidişat iyi değil.
Böyle giderse, diğer takımlar bu ligde sadece figüran olur;
Galatasaray ise önümüzdeki 10 yıl daha  şampiyon olur.

25 Ekim 2025 Cumartesi

Kadıköy'de İhanet!

İlk Yarı Hüsran, İkinci Yarının Sonu Fiyasko!

Bu nasıl Fenerbahçe ?
Suçlular, sorumlular kim?
Evinde oynuyorsun, tribün arkanda, milyonlar ekran başında… 
Ama ilk yarıda takım sahada koca bir hiç! 
Utanç verici, rezalet bir oyuncu topluluğu!

İlk yarı tam bir rezalet şeklinde geçti.

Bekler yok, kanatlar yok, orta saha yok!, 
Takımda ruh yok! 
İsmail ve Fred sanki rakip için oynuyor, topu doğru dürüst kullanamıyorlar. 
Talisca desen sahada yürüyerek geziyor, ayakta duracak hali yok. Stoperlerin kucağında oyuncak olmuştu. Terden sırılsıklam ama tek damla mücadele yok!
Bu ne rezil hal! 
Bu mu Fenerbahçe’nin yıldızı?

İkinci yarının başında penaltı kazanıyorsun, ama ne yapıyorsun? İlk yarının bitmiş, tükenmiş, sahada gezen adama penaltıyı attırıyorsun! 
Allah aşkına, böyle mi penaltı kullanılır?
Daha topa yaklaşırken “atamayacak” dedim, sanki beni duydu!
Atamadı, rezil etti!

İkinci yarıda İrfan Can Kahveci ve Cenk Tosun takımı biraz kıpırdattı ve takım öne geçti. 
Uzatmalarda kaleci İrfan Can Eğribayat çıktı sahneye. 
Şımarıklığıyla, laubaliliğiyle topu kendi elleriyle içeri bıraktı!
Bu ihanetin adı başka bir şeydi! 
Böyle kaleciyle değil şampiyonluk, bizim veteran maçları bile kazanılmaz!

Hakem Cihan Aydın ise tam bir skandal yönetim sergiledi. 
İlk yarıda En Nesryri’ye yapılan penaltıyı vermedi. Bitkin Talisca’ya yapılan yayda yapılan net faulü görmezden geldi. 
Tüm takdir haklarını Alanya lehine kullandı. Son saniyede aynı pozisyonda iki penaltıyı es geçti.
Görevli gibiydi! Sanki talimat verilmiş de sahaya uygulamaya çıkmıştı! Kararlarıyla görevini yerine getirdi.
Ama şunu da söylemek lazım. İrfan Can Eğribayat ve Talisca bu gece Cihan Aydın’ın can simidi oldu!
Cihan Aydın'ı kurtarırken Fenerbahçe’yi yaktılar!



Bu rezaleti Fenerbahçe taraftarına yaşatmaya ne oyuncuların, ne hakemlerin, ne de başka bir kimsenin hakkı yok!

Bu akşam Fenerbshçe'nin oynadığı oyun futbol değil, taraftara ihanettir.

Yazıklar olsun!

ALİ KOÇ NEDEN İSTENMEDİ?

Bugün Trabzonspor’un ve Fenerbahçe’nin borçları açıklandı.
Açıklanan tabloya birlikte bakalım:

Trabzonspor’un borcu: 4 milyar 250 milyon TL

Fenerbahçe’nin borcu: 28 milyar 710 milyon TL

Ali Koç’un Fenerbahçe’ye hibe ettiği tutar: 3 milyar 510 milyon TL

Yani Ali Koç, neredeyse bir kulübün toplam borcu kadar parayı Fenerbahçe’ye bağışladı.
Üstelik kulüpten alacağı parayı da silerek, Fenerbahçe’nin mali yükünü hafifletti.

İşte Ali Koç bu kadar büyük bir başkandı.
Bu kadar güçlü, bu kadar fedakâr bir başkandı.

Ama Fenerbahçe düşmanları, kulübün hem sportif hem de ekonomik olarak güçlenmesini istemediler.
Sahada yenemedikleri Fenerbahçe’yi, saha dışında yıpratmaya çalıştılar.
Algı operasyonları yaptılar; sosyal medyada, yazılı ve görsel basında sürekli Fenerbahçe’yi hedef aldılar.

Ne zaman Fenerbahçe ekonomik olarak ayağa kalktı, “Artık özgürüm” demeye başladı,
bu defa yeni oyunlar devreye girdi.

Siyasi kanatlar, dernekler, yapılar birleşti.
Ali Koç’un önünü kesmek için genel kurulda Fenerbahçe’nin geleceğiyle ilgili maddeleri reddettiler.
Amaç belliydi:
“Ali Koç kaybetsin, ne olursa olsun.”

Ve sonunda Ali Koç’un önü kesildi, Saadettin Saran başkan oldu.
Ama dikkat edin: bugün o reddedilen maddelerin hepsi geçti!
Demek ki mesele o maddeler değilmiş…
Amaç, Ali Koç’un kaybetmesiydi.

Şunu unutmayalım:
Ali Koç ve Murat Ülker gibi isimler, Fenerbahçe’nin bugün hâlâ ayakta kalmasının en büyük nedenlerindendir.
Ali Koç, enkaz hâlindeki Fenerbahçe’yi devraldı; yoldan çıkan treni yeniden rayına oturttu.
Mali açıdan sürdürülebilir bir kulüp yapısı kurdu.

Ve evet…
Ali Koç’un Fenerbahçe’ye hibettiği para, neredeyse koca Trabzonspor’un borcu kadar!
İşte bazıları Ali Koç’u bu yüzden istemedi.
Çünkü o parasıyla değil, onuruyla güçlüydü.
Fenerbahçe’nin ekonomik bağımsızlığının sembolüydü.


Ali Koç’u istemeyenler, aslında güçlü bir Fenerbahçe’yi istemediler.
Çünkü o, paranın değil karakterin gücünü temsil ediyordu.
Fenerbahçe için servetini, zamanını, itibarını ortaya koydu.
Ve sonunda bir gerçeği herkese gösterdi:


“Fenerbahçe bir kişiyle yıkılmaz, ama bir yürekle yeniden ayağa kalkar.”

Ali Koç’un adı belki başkanlık koltuğundan kalktı,
ama Fenerbahçe tarihine altın harflerle kazındı.
Bu camia onun emeğini, onurunu, cesaretini asla unutmayacak.

Emeklilere ve EYT’lilere Yaşamayı Bile Çok Görenlere!

Son günlerde yapılan açıklamalarda, SGK’nın zarar etmesinin nedeni olarak “emeklilerin uzun yaşaması” gösterildi.
Bu ifade, ne akla ne de vicdana sığar.

Bu ülkenin yükünü yıllarca sırtlayan, alın teriyle prim ödeyen milyonlarca emekli ve EYT’li, bu sistemin yükü değil; bu ülkenin temel direğidir.
SGK’yı ayakta tutanlar onlar, yanlış yönetimlerin ve israfın bedelini ödeyenler de yine onlardır.

Eğer SGK zarar ediyorsa, bunun nedeni emeklilerin uzun yaşaması değil;
hesapsız harcamalar, adaletsiz kaynak dağılımı ve şeffaf olmayan yönetim anlayışıdır.
Gerçek soru şudur:
Yıllarca toplanan primler, vergiler ve kaynaklar nereye gitti?

Bir dönem milletvekilliği yapıp ömür boyu maaş almak normal görülürken,
25-30 yıl çalışan vatandaşın emekliliğini sorgulamak,
adaletin ve vicdanın tamamen kaybolduğunu gösterir.
Artık yeter!
Emekliler de, EYT’liler de bu ülkenin onurlu emekçileridir.
Onlara yaşamayı bile çok görmek, büyük bir vicdansızlıktır.

Bu millet sadece insanca yaşamak, hakkını almak ve alın terinin karşılığını görmek istiyor.
Hesap verin, şeffaf olun!
Çünkü bu ülkeyi ayakta tutanlar, emeğiyle yaşayanlardır.
Ve o emek, bu ülkenin en kutsal değeridir.

22 Ekim 2025 Çarşamba

FENERBAHÇE’NİN İHTİYACI OLAN TEK ŞEY: BİRLİK VE BERABERLİK

Fenerbahçe bu sezon da tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Üstelik bu hayal kırıklığının kolay kolay geçeceğini sanmıyorum.

Neden mi?

3 Temmuz süreciyle paramparça edilmek istenen Fenerbahçe, aradan geçen yıllar boyunca “yapı” adı altında oluşturulan düzen tarafından sürekli baltalandı, önü kesildi.
Şampiyonlukları çalındı, hakları gasp edildi.
Ve o karanlık günlerin saha içindeki yansımaları her sezon artarak devam etti.

Bu süreçte eski Başkan Ali Koç ve yönetimi, ekonomik anlamda Aziz Yıldırım dönemi sonrasında ellerinden gelenin fazlasını yaptı.
Ceplerinden milyonlarca lira harcayıp batmakta olan kulübü yeniden ayağa kaldırdılar.
Ancak futboldaki kirli düzeni aşmakta başarılı olamadılar.
Amatör branşlarda başarılar peş peşe gelirken, futbolda sistemli bir şekilde engellendiler.
Çünkü bazıları Fenerbahçe’nin başarılı olmasını istemiyor, tam tersine, var güçleriyle baltalamaya devam ediyorlar.

99 puan toplanan, 99 gol atılan sezonda çalınan şampiyonluğun ardından, bu kez Mourinho döneminde aynı yapı yeniden devreye girdi.
Başarıyı, Mourinho ile birlikte el ele vererek engellemeyi başardılar.

Amaç açıktı!
Ne sportif başarı, ne ekonomik istikrar gelsin!
Bu yüzden sezon bitmeden kulüp bir seçim sürecine sürüklendi.
Bu operasyon Fenerbahçe’yi içten içe sarstı, yönetim değişikliği takımı alabora etti.
Yeni sezon tatsız, tuzsuz bir başlangıçla açıldı.
Sezon başladıktan sonra gelen Teknik direktöre karşı oluşturulan bilinçli algılar, kadro eleştirileri, iç çekişmeler derken Fenerbahçe bir kez daha kaosun tam ortasına itildi.

Son 30 yıldır ligde hep zirveye oynayan bu kulüpten, bu sezon aynı başarıyı beklemek,
“mum ışığında ceviz toplamak” kadar zor görünüyor…

Fenerbahçe kendi içinde birlik ve beraberliği sağlayamadığı sürece;
Medyadaki paralı düşmanlarla, silahşörlere, 
TFF, MHK, VAR sistemi ve BeIN Sports’un taraflı yayıncılığıyla, yapının taşlarından olan bir çok kulüp başkanlarıyla mücadele edemez!
Başarı da yakalayamaz!

Diğer takım başkan yada teknik direktörlerinin sadece Fenerbahçe’yi yenmek için önlerinde oynayacakları maçları bırakıp günler öncesinden Fenerbshçe'ye karşı hazırlanmaya başlamaları, demeçler vermeleri Fenerbahçe'ye oluşturulan sinsi planların açık göstergesidir.

Artık Fenerbahçe’nin önceliği birlik ve beraberlik olmalıdır.
Bu olmadan kurtuluş da, zafer de mümkün değildir.

“Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir” derler.
Ama yaşanan bunca olay bile Fenerbahçe’nin aklını başına getirmeye yetmemiştir.
İç çekişmeler hâlâ sürmektedir.
Yüksek Divan Kurulu’nda bir kez daha görüldü ki,
efsane başkan Aziz Yıldırım bile hâlâ kişisel hesaplaşmaların içinde.
Söylemleri ve tavırlarıyla kendisini adeta Fenerbahçe’nin üzerinde görmektedir.

2006’dan bu yana yaşanan her şey aslında 3 Temmuz’un saha içindeki devamıdır.
Artık o “yapı”, sahaya inmiş, göz göre göre maçların kaderine müdahale eder hale gelmiştir.
Bir takım sürekli kollanırken, Fenerbahçe sistemli biçimde engellenmektedir.

Türk futbolundaki bu kirli yapı temizlenmedikçe,
Fenerbahçe rahat nefes alamayacaktır.
Sorun sadece yönetim ya da teknik direktör değil ülkenin genel düzeninin futbol sahasındaki yansımasıdır.
Ve bu yansıma en sert şekilde Fenerbahçe’ye çarpmaktadır.

Bu yüzden, her ne kadar sezon “şampiyonluk parolasıyla” başlasa da,
bu şartlarda ligi ilk üçte bitirmek bile başarı sayılacaktır.

Ancak taraftar, bu yapının pompaladığı algılara boyun eğmemelidir!
Fenerbahçe’yi ayağa kaldıracak olan, taraftarın inancı ve desteğidir.
Maçlara gidilmeli, tribünler doldurulmalı,
oturarak değil, ses kısılana kadar bağırarak destek verilmelidir.

Çünkü Fenerbahçelilik, tam da böyle zor günlerde belli olur.
Büyük üstat İslam Çupi’nin dediği gibi:

“Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü,
ne kupa büyüklüğüdür.
Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte…
Adı konamaz.
Şampiyon olmak mümkün,
Fenerbahçe olmak imkânsız.”

Fenerbahçe bu sezon şampiyon olmasa bile büyüklüğünden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
Çünkü Fenerbahçe halktır, 
Halkın sesidir.
Cumhuriyet’tir, 
Atatürk’ün yoludur.
Ve bu yolda yürüyenler için daima bir ışıktır.

Bu karanlık dönem de bitecektir.
Ama önemli olan, gerçekleri görmek ve camianın ileri gelenlerinin artık taşın altına elini koymasıdır.

19 Ekim 2025 Pazar

TEDESCO'NUN İŞİ KOLAY DEĞİL!

Fenerbahçe aslında oyuna fena başlamadı, iyi başladı diyebiliriz. 
Sağ kanadı Semedo–Nene, sol tarafı Levent Mercan–Kerem Akdürkoğlu ikilisiyle etkili kullanmaya çalıştı ama üretken olamadı.
Yine de top genelde Fenerbahçe’de kaldı. Oyun rakip sahada oynandı. 

İlk yarı biri penaltıdan, diğeri Kerem Akdürkoğlu’nun asistiyle Asensio’nun attığı golle 2-0 kapandı.

İkinci yarıya da arzulu başlayan Fenerbahçe, bir anda oyunun kontrolünü kaybetti. 
Oyunu kendi sahasında kabul etti, Karagümrük baskıyı kurdu. Fenerbahçe bir türlü istenen oyunu sahaya yansıtamadı. Karagümrük etkili ve baskılı oyununa devam etti, golü de buldu. Hatta 10 kişi kalmasına rağmen bu isteğinden vazgeçmedi. Skoru 2-2, hatta 3-2 lehine çevirebilirdi. Direkten dönen topu, kaçan pozisyonları hatta  tartışmaya açık golü ofsayt diye verilmedi.
Yenilmesine rağmen Karagümrük’ü tebrik etmek lazım.

Fenerbahçe’de ise İsmail dışında öne çıkan bir oyuncu yoktu. İsmail bugün sahada adeta 10 numara oyun oynadı.Takım ayakta kaldıysa onun sayesinde kalmıştır. Oyuna sonradan giren Fred' de fena değildi ben beğendim. Ama genel olarak takımda ciddi bir formsuzluk var.

Bu Fenerbahçe’den bir şey beklemek, hayal dünyasında yüzmek gibi bir şey sanırım...

Fenerbahçe’de eksikler çok, birçok oyuncu formayı hak etmiyor. Bu gidişle yeni yönetimin işi kolay değil. Hele Tedesco’nun hiç kolay değil. Bavulu hep kapının önünde hazır bekleyecektir. 

Fenerbahçeliler, bu sezon bu tür maçlara şimdiden alışmalı. Çünkü bu kadro yapısıyla benzer senaryoları çok göreceğiz..

18 Ekim 2025 Cumartesi

EFSANELİKTEN UZAKLAŞAN BiR BAŞKAN!

Aziz Yıldırım, tüm Fenerbahçelilerin saygı duyduğu, kulüp tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir efsane başkandır. 
Benim de uzun yıllar boyunca büyük bir saygıyla andığım başkan olmuştur.
Ancak bu saygı, 99 puan ve 99 golle şampiyonluğu kaçırdığımız sezonun ardından sarsıldı.
O dönem İsmail Kartal son derece başarılı bir performans sergilerken, “Mourinho” isminin gündeme getirilmesi ve İsmail Kartal’ın görevden alınmasına giden sürecin başlaması, Fenerbahçe için ilk kırılma noktalarından biri olmuştur.

Sonraki süreçte ise Ali Koç’un yıpranmasına, yönetimin olağanüstü seçim kararı almasına ve sonunda seçimi kaybetmesine zemin hazırlayan atmosferde Aziz Yıldırım’ın etkisi de göz ardı edilemez.

Bugün ise zamanında kulüpten ihraç ettiği, uzun süre camianın dışında tuttuğu Sadettin Saran’ın yeniden gündeme gelmesinde ve başkanlık yolunun açılmasında, Yıldırım’ın tutumunun da payı olduğu konuşulmaktadır.

Ne yazık ki, Aziz Yıldırım artık o eski “efsane başkan” konumundan uzaklaşmıştır.
Son yıllarda Fenerbahçe’ye katkıdan çok zarar verdiği yönünde bir kanaat oluşmuştur.
Fenerbahçe’nin yeniden birlik içinde yoluna devam edebilmesi için, Aziz Yıldırım’ın artık kulüpten elini eteğini çekmesi, köşesinde oturup gerçek bir efsane gibi kenarda kalması gerekir.
Aksi halde bu gidişat, Aziz Yıldırım’ı tarihe “efsane başkan” olarak değil, “efsaneliğini kaybeden başkan” olarak geçirecektir.

16 Ekim 2025 Perşembe

Saran’ın İlk Sınavı: Sessizlik, Sadelik ve Unutkanlık

Tüm Fenerbahçeliler gibi ben de Sayın Başkan Saadettin Saran’ın ilk basın toplantısını canlı olarak televizyondan izledim.
İlk izlenimim şu oldu: Başkan oldukça sade, hatta fazlasıyla sade bir toplantı yaptı.
Fazla detaya girmedi, özellikle kadro dışı bırakılan futbolcularla ilgili konularda net bir açıklama yapmadı.
Sadece “Kol kırılır, yen içinde kalır.” diyerek konuyu kapattı.

Diğer başlıklarda da benzer bir tablo vardı.
Sorulara genel geçer yanıtlar verildi, önemli konuların çoğu yüzeysel geçildi.
Yine de bazı noktalarda dikkat çeken mesajlar verdi:
Bankalar Birliği’nden çıkmak için çalışmaların sürdüğünü, ara transfer döneminde ihtiyaç duyulan bölgelere takviye yapılacağını
ve hedeflerinin şampiyonluk olduğunu ifade etti.

Mourinho’yu dolaylı bir şekilde eleştirirken, futbolculara ve Tedesco’ya sahip çıkması yerinde bir duruştu.

Ancak asıl mesele şu:
Ben başkandan, yıllardır Fenerbahçe’nin haklarını gasp eden TFF ve MHK’ye,
Kulüpler Birliği’ndeki samimiyetsiz başkanlara karşı daha dik bir duruş beklerdim.
Ne yazık ki bu konuda fazla yumuşak bir tavır sergiledi.
Herkese “zeytin dalı” uzatan, barışçı bir çizgi çizen bir görüntü vardı.

Oysa Fenerbahçe, bu ülkede son 20 yılda hakları en çok yenilen ve en fazla hedef alınan tek kulüptür.
Yıllardır bilinçli biçimde yaratılan nefret atmosferinin en büyük mağduru biz taraftarlarız.
Başkan bu gerçeği görmezden gelemez.
TFF’yi aklayamaz, hakemleri aklayamaz, Galatasaray lobisini aklayamaz.
Yapının varlığını görmezden gelemez.

Bir diğer eleştirim ise duruşa dair:
Saadettin Saran, henüz tam anlamıyla bir Fenerbahçe Başkanı karizması sergileyemedi.
Biraz daha güçlü bir ses tonu, daha kararlı bir vücut dili, daha ağır bir lider profili bekliyordum.
Yine de bunu, ilk toplantısının heyecanına bağlayabiliriz.
Gerçekten heyecanlı ve duygusal bir atmosfer içindeydi.

Temennimiz şu:
Başkan, bundan sonraki süreçte Fenerbahçe’nin haklarını, menfaatlerini ve onurunu sonuna kadar savunsun.
Biz taraftarların beklentisi budur.

Benim kanaatimce, bu ilk basın toplantısı vasatın altında kaldı.
Ama yine de hayırlısı diyelim…
Belki de asıl sınav, bundan sonra başlayacak.

12 Ekim 2025 Pazar

Saran ve Fenerbahçe Yönetimi İlk Ciddi Hatalarını Yaptılar!

Fenerbahçe Yönetimi ve Saran Büyük Bir Hata Yaptı!

Fenerbahçe yönetimi ve Saran, son alınan kadro dışı kararlarıyla büyük bir hatanın altına imza attı.
Takımda en son gözden çıkarılacak iki isim varsa, bunlar İrfan Can Kahveci ve Cenk Tosun olmalıydı.
Ancak ne yazık ki, Fenerbahçe’de işler yine tersine dönmüş durumda.

İki sezondur İrfan Can da, Cenk Tosun da hak ettikleri şekilde değerlendirilmiyor.
Mourinho döneminde bu iki oyuncuya yeterli süre verilmedi.
Şimdi Tedesco geldi, o da aynı tabloyu sürdürdü.
Sanki İrfan Can’a ve Cenk’e özel bir önyargı var.

Ama asıl düşündürücü olan şu:
Fenerbahçe’de uzun süredir forma şansı bulamayan bu iki oyuncunun kadro dışı bırakılması hangi mantığa sığıyor?
Bu kararın sportif gerekçesi kadar, psikolojik ve yönetimsel etkileri de ciddi bir soru işareti yaratıyor.

Bugün kadro dışı kalması gerekenler bellidir.
Sahada varlık gösteremeyen, oyuna katkı sunamayan isimler varken;
topa dahi vuramayan Talisca, etkisiz El Nesri, ortalarda görünmeyen Szymanski ve Arch Brown dururken,
Türkiye’nin en yetenekli sağ kanat oyuncusu İrfan Can Kahveci’nin dışarıda bırakılması kabul edilemez.

İrfan Can’ı kaybetmek, Fenerbahçe’nin son yıllardaki en büyük teknik ve yönetimsel hatalarından biri olacaktır.
Yönetim bu kararıyla hem takımın iç dengesini hem de taraftarın moralini zedeliyor.

Fenerbahçe, ne yazık ki yıllardır bu tür yanlış kararlarla kendi geleceğini baltalıyor.
Bugün yine aynı tabloyla karşı karşıyayız.

Dilerim ki, bu yanlıştan bir an önce dönülür.
Çünkü Fenerbahçe bu hataları yapa yapa bugünlere geldi.

Sonu hayır olsun…

7 Ekim 2025 Salı

Huzursuzum, Umutsuzum!

Biz Hangi Çağda, Hangi Ülkede Yaşıyoruz?

Gerçekten, bir düşünelim…
Biz hangi çağda, hangi ülkede yaşıyoruz?
Üçüncü dünya ülkesi miyiz biz?
Gelişmemiş bir Arap ülkesi mi olduk?
Yoksa Afrika’nın yoksul ülkelerinden biri mi haline geldik?

Ne oldu bize?
Ne oldu bu güzel ülkeye?

Neden artık bu ülkede ahlak yok, güven yok, hukuk yok, adalet yok, eğitim yok?
Hiçbir şey kalmadı elimizde!

Hastanelere güvenemiyorsun.
Eğitime güvenemiyorsun.
Devlet kurumlarına güvenemiyorsun.
Çarşıda, pazarda esnafa güvenemiyorsun.
Zincir marketlere güvenemiyorsun.
Arkadaşına, akrabana bile güvenemiyorsun!

Güvensizlik, bu ülkenin damarlarına kadar işlemiş durumda.

Bu hal nereye kadar sürecek?
Siyaset çökmüş vaziyette.
Kimin ne yaptığı belli değil.
Adam olan bir şekilde yolunu buluyor,
Adam olmayan sürünüyor.

Ülke neredeyse ikiye bölünmüş durumda:
Bir yanda yoksullar, bir yanda zenginler.

Sermaye el değiştirdi, vicdan elden gitti.
Bolluk geldi, bereket kayboldu.
Teknoloji ilerledi, ahlak çöktü.

İlginçtir…
Her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz ama farkında bile değiliz.

Ve ben.... evet, ben!
Bu yaşananlardan rahatsızım.
Huzursuzum.

Çünkü ben huzur içinde yaşamak istiyorum.
Güven içinde yaşamak istiyorum.
Adaletin olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum!
Çocuklarımız iyi eğitim alsın istiyorum.
İnsanca, onurla, korkmadan yaşayalım istiyorum.

Biz, toplum olarak “Korku Cumhuriyeti” değil,
“Güven Cumhuriyeti” istiyoruz!
Herkesin özlem duyduğu, gururla baktığı bir ülke istiyoruz.

Ama maalesef bugün…
Oturduğun apartmanda yalnızsın, korkuyorsun.
Sokakta yürürken yalnızsın, korkuyorsun.
Toplu taşımada, iş yerinde bile yalnızsın.

Bu yalnızlık, bu korku…
Bu ülkenin insanına yakışmıyor.
Biz yalnız bırakıldık.
Ülke git gide yabancılaşıyor.
Birbirimize yabancılaşıyoruz.

Allah sonumuzu hayır etsin…
Ama görünen o ki,
Bu gidiş hiç hayra alamet değil..

6 Ekim 2025 Pazartesi

FENERBAHÇE’DE HAYAL DEĞİL GERÇEKLER KONUŞSUN!

Fenerbahçe’nin Kadro Gerçeği: Hayal Değil, Gerçekler Konuşsun

Fenerbahçe’nin kadrosuna baktığımızda, bu takımın şampiyonluğa oynayacak bir yapıya sahip olmadığını net şekilde görmekteyiz.
Kağıt üzerinde yıldız isimler var gibi görünse de, sahadaki tablo bambaşka.

Bu takımda sorun sadece oyuncularda değil, asıl problem planlamada.
Bu kadroyu Tedesco kurmadı, ona hazır sunuldu.
Faturayı kesmek kolay, ama asıl sorumlular giden yönetim ve Devin Özek’tir.
Yeni başkan Sadettin Saran ve yönetim ise şu anda yalnızca enkaz devralmış durumda.
Ellerinde sihirli değnek yok.

Gerçekler acı ama ortada: Fenerbahçe’nin bugünkü haliyle şampiyonluk hayal.

Semedo, sağ bekte Fenerbahçe için ideal bir oyuncu değil.
Avrupa’da Barcelona dışında hangi takımda iz bıraktı?
İyi olsaydı zaten Barcelona’da uzun süre kalırdı.
Osayi-Samuel’in yanına bile yaklaşamaz.
Samsunspor maçında bunun en net örneğini gördük.
Fenerbahçe seviyesinde bir oyuncu olmadığı açık.

Sol bek A. Brown, genç ama şuursuz bir oyuncu.
Çok koşuyor ama ne yaptığı belli değil. Orta yok, oyun zekâsı zayıf.
Bal yapmayan arı misali.

Osterwolde sol stoper oynuyor ama aslen sol bek oynamalı.
Stoperde adeta saatli bomba gibi.
Yine de elinden gelenin en iyisini yapıyor; fakat kapasitesi bu kadar.

Alvarez ağır ve temposuz bir oyuncu.
Fenerbahçe’nin oyun anlayışına uygun değil.
İsmail Yüksek, Alvarez’den on kat daha üstün bir futbolcu.

Asensio, Real Madrid’deki günlerini mumla arıyor.
Fiziği yetersiz, ikili mücadelelerde etkisiz.
PSG’de tutunamadı, Fenerbahçe’ye “yıldız” diye geldi ama artık apoletleri sökülmüş bir general gibi.

Nene, yetenekli ama henüz çubukluyu giyecek seviyede değil.
Adam eksiltemiyor, hücumda üretken değil.

Szymanski çok koşuyor ama üretmiyor.
Güçsüz ve formsuz.
Fred ise ilk sezonundaki formundan çok uzakta. O dinamizm kaybolmuş durumda.

Forvet hattı desen tam bir hayal kırıklığı.
N. Nesyri için söylenecek tek cümle: rezalet ötesi.
Fenerbahçe’nin forveti diyebilmek bile haksızlık olur.

Bu takımda Cenk Tosun neden hiç düşünülmüyor, anlamak güç.
Nesyri’den kötü olamaz!
En azından top tutar, sırtı dönük oynar, savunmayı yıpratır.

Talisca ise Fenerbahçe tarihinin en büyük hayal kırıklıklarından biri olmaya aday.
Bitmiş bir oyuncudan medet umulmaz.

Kerem Aktürkoğlu, şu an form düşüklüğü yaşıyor ama genç olduğu için toparlanabilir.
Yine de bu haliyle tam bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Sahada gerçekten mücadele eden, formanın hakkını veren tek isim Skriniar.
Her topa müdahale ediyor, oyunu kuruyor, savaşçı bir karakter ortaya koyuyor.
Formanın hakkını sonuna kadar veren tek futbolcu!

Benim kadro önerim:

Kalede Ederson,
Sağda Oğuz, solda Osterwolde,
Stoperde Skriniar ve Çağlar veya Becao (sağlıklıysa banko).
Önlerinde İsmail ve Fred, on numarada Asensio.
Kanatlarda İrfan Can ve Kerem, ileride Cenk Tosun.

Belki bu düzenle Fenerbahçe biraz daha üretken olur ama şampiyonluğa oynar mı?
Hayır!

Sahadaki oyun tatsız, tuzsuz bir yemek gibi.
Ne keyif veriyor ne tat bırakıyor.
Fenerbahçe formasını gerçekten hak eden oyuncularla yeniden kurulmadığı sürece, bu hikaye hep aynı bitecek.
11 yıllık özlem 12,13,14.... diye devam eder gider...

5 Ekim 2025 Pazar

Gün Birlik Olma Günü!

Sevgili Fenerbahçeliler,

Bu akşam Samsunspor maçının ardından sosyal medyada adeta kıyamet koptu.
“Tedesco’yu kovun!”, “Tedesco kovuldu!” manşetleri, paylaşımları havada uçuştu.

Ancak açık ve net söylüyorum: Bu akşam alınan sonucun sorumlusu Tedesco değildir!
Bu tablonun asıl sorumlusu, sezon başından beri söylediğimiz gibi, giden eski hoca Mourinho’dur.

Mourinho, Fenerbahçe’yi gerçekten çalıştırmamış, idman yaptırmamış, takımı fiziksel olarak güçlendirememiştir.
Dikkat ederseniz, Fenerbahçe 15. dakikadan sonra bütün ikili mücadeleleri kaybetti.
Sahadaki oyuncular güçsüz, temposuz, dirençsiz.

Fenerbahçe’nin forveti yok.
Fenerbahçe’nin kanatları yok.
Fenerbahçe’nin sahada futbol aklı yok, oyuncuların mücadele gücü yok!

Taliska bu haliyle Fenerbahçe’de oynayamaz, oynamamalı!
El Nesyri’den forvet olmaz!
Fenerbahçe mutlaka forvette alternatifler bulmak zorunda!

Ama tekrar söylüyorum:
Sakın ola ki Tedesco’yu eleştirmeyin!
Bu tablo Tedesco’nun eseri değil.
Takımın güçsüzlüğü, hazırlıksızlığı tamamen giden hocanın mirasıdır.
Tedesco bir enkaz devraldı ve kim bu enkazı alırsa alsın, kısa sürede ayağa kaldıramaz!

Üstelik son dönemdeki genel kurul süreci de futbolcuların zihnini karıştırdı.
Yeni yönetime karşı ister istemez bir güvensizlik oluştu.
“Paramızı alabilecek miyiz, geleceğimiz ne olacak?” soruları takım içinde tavan yaptı.

Maçtan sonra Skriniar, Tedesco ve İsmail’in tribüne gitmesi, taraftarın oyuncuları yuhalaması tasvip edilecek bir durum değildir.
Kaptan’ın anında el hareketleriyle tepki vermesi de hoş olmadı.
Bu manzara, Fenerbahçe’nin bölünmüşlüğünü gösteriyor.

Sevgili Fenerbahçeliler;
Yapmayın!
Böyle hatalara düşmeyin!
Birlik olun, beraberlik olun!
Bugün Tedesco’yu gönderip yerine İsmail ya da Aykut gelse bile, inanın tablo çok farklı olmaz.
Bu şartlarda olabileceği ancak budur.

Fenerbahçe’ye, bu renklere, bu camiaya sahip çıkın!
Çünkü başka türlü Fenerbahçe kurtulamaz, kurtulamayacaktır.