Spor özellikle de Fenerbahçe tutkum.Gerçeği yansıtmayan haksız yazılara karşı yazmak için buradayım

25 Eylül 2025 Perşembe

Fenerbahçe Zagrep'de Hayal Kırıklığı Yarattı!


Fenerbahçe dün gece Zagreb’de sahadan mağlup ayrıldı ve taraftarlarını bir kez daha büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.

Bu sezon, İstanbul’daki Feyenoord maçı haricinde ne ligde ne de Avrupa’da yüz güldüren bir futbol sergileyemeyen sarı-lacivertliler, dün akşam adeta sahada yoktu.

Oyuncuların fiziksel olarak güçsüz halleri dikkat çekti. İkili mücadelelerde ayakta kalamayan, sürekli top kaybeden, moralsiz ve isteksiz bir takım vardı. TV başındaki ve stada giden taraftarlar, sahada ne yaptığını bilmeyen acemi bir oyuncu grubunu izledi.
Takımın oyun planı yoktu, düzeni yoktu! Takımda umut yoktu.

Bu tablonun sorumlusu yeni teknik direktör Tedesco değildir. Asıl sorun, takımı bu hale getiren ve sezon başında doğru hazırlık yapmayan eski hoca Special One Mourinho’dur.
Mourinho hazırlık kampında takımı resmen yatırmış. Güç depolamamış, oyunculara yükleme yapılmamış. 
Sanki biri kulağına fısıldamış da “bu takımı bitir ve git” demiş gibi. 
Sonuç: sahada ruhsuz, güçsüz, dağınık bir Fenerbahçe.

Üstüne geçtiğimiz hafta yapılan kongre ve başkanlık seçimi takımı iyice darmadağın etti. Büyük vaatlerle gelen transferler, yönetim değişikliği sonrası kafa karışıklığı yaşadı. Futbolcuların aklına “Acaba paramızı alabilecek miyiz?” sorusu düşmüş olabilir. Bu da oyuncuların oyununa yansıdı.


Kerem ve Archi Brown sahada yok gibiydi. Ne şut çektiler, ne pas verdiler.
Kerem çok güçsüz. Her pozisyonda yerde!
Allah aşkına Nene’nin bu takımda ne işi var? Onu izleyen insan, ister istemez “Emre Mor’un günahı neydi?” diye sorar kendi kendine.
En Nesyri’ye gelince… Forvet olmasına rağmen ceza sahasına giremedi, gol bölgesinden uzak oynadı. Bu şekilde nasıl gol atacak?
Semedo vasattı. Szymanski ise tam anlamıyla “bal yapmayan arı.” 
Koşuyor ama üretiyor mu? Hayır. 
Top kayıpları üst seviyede.
Orta saha hiç yoktu! Olmayanı anlatmaya bile gerek yok!
Bir tek Milan Skriniar çabaladı ama tek başına yetmez, yetmedi.

Bu takım bu haliyle gol atamaz. Bu oyunla ne Avrupa’da ne ligde başarı gelir.

Dün geceki mağlubiyeti yeni hocaya yüklemek haksızlık olur.
Asıl sorun; sezon başında yapılan yanlış transfer planlaması, ardından gelen kongre ve başkan değişimiyle kulübün düştüğü kaostur. Ali Koç’un gönderilişiyle kulüp bambaşka bir havaya girdi, futbolcuların motivasyonu tamamen dağıldı.

Kısacası, bu sonuç benim için sürpriz değildi. 
Benzerlerini önümüzdeki günlerde daha çok göreceğiz gibi görünüyor.
Fenerbahçe taraftarını üzmeye devam edecek.
Sarı-lacivertli takım bu oyun yapısıyla karanlığa doğru yelken açtı.

Allah Fenerbahçe taraftarına sabır versin.

21 Eylül 2025 Pazar

FENERBAHÇE BUGÜN GERÇEK ANLAMDA KAYBETTİ

21 Eylül 2025 – Tarihe Not!

FENERBAHÇE BUGÜN GERÇEK ANLAMDA KAYBETTİ!

Fenerbahçe camiası için bugün kara bir gündür!
Sahada 10 kişi kalan Kasımpaşa’ya karşı galibiyet gelmedi.
Oynanan oyun ruhsuz, tatsız ve gelecek günlerin habercisi gibiydi.

Sandıkta ise Olağanüstü Seçimli Genel Kurul’da Ali Koç kaybetti.

Ama mesele sadece sahada veya sandıkta kaybetmek değil…
Bugün Fenerbahçe geleceğini kaybetti.
Daha doğrusu kaybettirildi!

Aslında Ali Koç’a karşı uzun süredir bir tezgâh hazırlanıyordu. Lig biter bitmez imza kampanyaları başlatıldı, mevcut yönetimi göndermek için her yol denendi. Ali Koç’un devrilmesi için hiçbir kural tanınmadı.

Son darbe ise seçime 20 gün kala siyasetin devreye girmesiyle vuruldu. MHP kanadından gelen açıklamalar Ali Koç'u zor duruma soktu… 
İşte o gün açıklamaların ardı ardına geldiği gün Fenerbahçe, Ali Koç’u kaybetti. Çünkü siyaset artık Fenerbahçe’nin içine sokulmuştu.

3 Temmuz’da ve sonrasında Fenerbahçe’yi yıkamayanlar, bu kez siyaseti kulübün içine sokarak amaçlarına ulaştılar. Ali Koç, Türkiye’nin en güçlü ailelerinden birinin ferdiydi ve kulübü ekonomik olarak ayağa kaldırmıştı. İşte bu, Fenerbahçe’yi yıkmak isteyenlerin işine gelmiyordu. Çünkü ekonomik olarak güçlü bir Fenerbahçe, onların oyunlarını bozuyordu. Onların istediği; hem sportif hem de ekonomik anlamda güçsüz bir Fenerbahçe idi.

Eğer MHP kanadından o açıklamalar gelmeseydi, Ali Koç bu seçimi kesin kazanırdı. O açıklamalar, Ali Koç’un önünü kesti.

Bugün Fenerbahçe hem sahada hem sandıkta kaybetti.
Bugün, Fenerbahçe tarihine kara bir sayfa olarak geçti.
Çünkü bana göre Fenerbahçe geleceğini riske attı!

Umarım yanılıyorumdur!
İlerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz...

17 Eylül 2025 Çarşamba

Kadıköy'de İhanet!

İlk Yarı Hüsran, İkinci Yarının Sonu Fiyasko!

Bu nasıl Fenerbahçe ?
Suçlular, sorumlular kim?
Evinde oynuyorsun, tribün arkanda, milyonlar ekran başında… 
Ama ilk yarıda takım sahada koca bir hiç! 
Utanç verici, rezalet bir oyuncu topluluğu!

İlk yarı tam bir rezalet şeklinde geçti.

Bekler yok, kanatlar yok, orta saha yok!, 
Takımda ruh yok! 
İsmail ve Fred sanki rakip için oynuyor, topu doğru dürüst kullanamıyorlar. 
Talisca desen sahada yürüyerek geziyor, ayakta duracak hali yok. Stoperlerin kucağında oyuncak olmuştu. Terden sırılsıklam ama tek damla mücadele yok!
Bu ne rezil hal! 
Bu mu Fenerbahçe’nin yıldızı?

İkinci yarının başında penaltı kazanıyorsun, ama ne yapıyorsun? İlk yarının bitmiş, tükenmiş, sahada gezen adama penaltıyı attırıyorsun! 
Allah aşkına, böyle mi penaltı kullanılır?
Daha topa yaklaşırken “atamayacak” dedim, sanki beni duydu!
Atamadı.

İkinci yarıda İrfan Can Kahveci ve Cenk Tosun takımı biraz kıpırdattı ve takım öne geçti. 
Uzatmalarda kaleci İrfan Can Eğribayat çıktı sahneye. 
Şımarıklığıyla, laubaliliğiyle topu kendi elleriyle içeri bıraktı!
Bu ihanetin adı başka bir şeydi! 
Böyle kaleciyle değil şampiyonluk, bizim veteran maçları bile kazanılmaz!

Hakem Cihan Aydın ise tam bir skandal yönetim sergiledi. 
İlk yarıda En Nesryri’ye yapılan penaltıyı vermedi. Bitkin Talisca’ya  yayda yapılan net faulü görmezden geldi. 
Tüm takdir haklarını Alanya lehine kullandı. 
Sarı kartları soyunma odasında unutmuş gibiydi.
Son saniyede aynı pozisyonda iki penaltıyı es geçti.
Görevli gibiydi! Sanki talimat verilmiş de sahaya uygulamaya çıkmıştı! Kararlarıyla görevini yerine getirdi.
Ama şunu da söylemek lazım. İrfan Can Eğribayat ve Talisca bu gece Cihan Aydın’ın can simidi oldu!
Cihan Aydın'ı kurtarırken Fenerbahçe’yi yaktılar!

Bu rezaleti Fenerbahçe taraftarına yaşatmaya ne oyuncuların, ne hakemlerin, ne de başka bir kimsenin hakkı yok!

Bu akşam Fenerbshçe'nin oynadığı oyun futbol değil, taraftara ihanettir.

Yazıklar olsun!

15 Eylül 2025 Pazartesi

Ortalık Yangın Yeri


Dün geceden sonra ortalık yangın yerine döndü. 
Önce Trabzonspor Belediye Başkanı, ardından Trabzonspor Kulübü Başkanı açıklamalar yaptı ve ortamı iyice gerdi.

Algı operasyonunu yapan taraf Trabzon’du!
Gün boyu sosyal medyadan salladıkça salladılar.

“Trabzonspor’un hakkı yendi, Fenerbahçe kollandı, golleri verilmedi, kırmızı kart hatalıydı” söylemleri ortamı gerdi… 
Hatta TS tarafı işi daha da ileri götürüp, “Fenerbahçe FETÖ’nün takımıdır, şikeciler iş başında ” algısını pompalamaya kadar vardırdılar.
Sonunda Fenerbahçe'de Ertuğrul Doğan istifa edene kadar kulüpler birliğine girmeme kararı aldı.
Türk futbolunda ortaya yeni bir kaos çıktı!

Dün geceye dönüp pozisyonlara bakalım:

Gol dedikleri pozisyon gol müydü? Hayır, açıkça fauldü.

Okay’ın pozisyonu kırmızı kart mıydı? 
Evet.

En Nesyri'nin golü gol müydü? 
Evet. Top çizgiyi geçti ama VAR uyudu, gol verilmedi.

Onuachu hakemi alkışladı, ikinci sarısı vardı. Peki verildi mi? Hayır.

Üstelik bir de İsmail’e gereksiz bir sarı kart çıktı.

Eee ne oldu?

Bu durumda Fenerbahçe nasıl kollanmış oluyor?
Golü verilmemiş, rakibe ikinci kırmızı çıkmamış, kendi oyuncusu da haksız sarı kart görmüş…

İşte algı böyle bir şey!
Trabzonspor “haklarımız yendi” diyerek ortalığı yangın yerine çevirdi.
Oysa dün gece hakkı yenen taraf Fenerbahçe idi.

Trabzon mağduriyet edebiyatıyla algı yaratmaya çalıştı.

Fenerbahçe’ye karşı kurulan algının özü de tam olarak budur.

O ADAM!

Futbolda bazı şeyleri maç oynandıktan sonra tartışmak, yorumlamak çok basittir. Oynanmış bir maçın üzerine saatlerce konuşabilirsiniz. Al geri, tekrar oynat, bir daha şuradan göster… Çünkü malzeme var önünüzde; elinizde mikrofon, karşınızda ekran… Oh, ne güzel dünya, konuş babam konuş!

Asıl önemli olan; oynanmış olanın üzerine değil, oynanmamış bir maçın kritiğini yaparken doğruları görebilmektir spor yazarlığı.

O adam diyor ki: “Futbol, akıl ve ayağın birleşmesidir sahada.”

Ben de diyorum ki: O ADAM! Futbol maçlarını yorumlarken yazılarına felsefe, psikoloji, edebiyat, mizah, tarih, aşk, sevgi, şiir katarak betimlemeler yapan… Bir anda maç yazısından farklı yerlere daldığımız, kendi kendimize gülümsediğimiz… Bilmediğimiz olayları bize aktararak bilgi edinmemizi sağlayan… Hayalleri geniş, hedefleri büyük olanları, daha maçlar oynanmadan “Benden söylemesi, bu futbolla bizi ham ederler” diyerek rüya âleminde olanları uyandıran…

“Çarşı”nın sadece bir tribün grubu olmadığını, sosyal alanda da giriştikleri mücadelenin ne kadar anlamlı olduğunu benim gibi bilmeyenlere anlatan… Tuttuğu takımın attığı golden sonra sevinçten havaya zıplayıp halının üzerine “güm” diye düşerek ses çıkaran O ADAM!

Yazılarında kavgadan, sataşmadan uzak; değişik, kendine has, hiç kimsede olmayan bir yazı karakterine sahip O ADAM!

Futbolun Serpil Hamdi Tüzün’ünü, Fatih Terim’ini gururla anlatan; bu ülkenin tüm çocuklarının şövalye ruhlu olduğunu gören… Teknik-taktiğin yanlışlarını önceden sezebilen, spor camiasının en kalbi muhabbetli O ADAMI: Orhan Can!

“Ah Bu Gençler” adlı yazısını okurken duygulanmamak, insanın içinin ürpermemesi mümkün mü?
👉 Ah Bu Gençler – Orhan Can (Cumhuriyet)

Teşekkürler, en kalbi muhabbetli güzel insan!

7 Eylül 2025 Pazar

Konya’da Deprem!

Konya’da Deprem

Konya’da oynanan maçta Türk Milli Takımı tam anlamıyla hüsran yaşadı. İspanyollara karşı sahada neredeyse hiç varlık gösteremedik.

Konya’daki ünlü düşünür, Allah dostu Mevlana bile bu akşam Türk Milli Takımı’nı hezimetten kurtaramadı.

Üzüldüğüm tek nokta, kaleci Uğurcan Çakır’ın inanılmaz kurtarışlarının boşa gitmiş olmasıydı. O kadar çok kritik müdahale yaptı ki yediğimiz goller, onun emeğini hiçe saydı. Yarın kimse onun müthiş kurtsrışlarını konuşmayacak.

Bu gece ne yazık ki herkes sınıfta kaldı. 
Milli takımda ne pas organizasyonu vardı ne oyun disiplini. Sahada adeta bir karmaşa hakimdi. Kimse ne yaptığını bilmiyordu. Plansız ve etkisiz bir görüntü sergilendi. Sonuçta maç 6-0 bitti ama yediğimiz goller bir düzineyi bulabilirdi. Çünkü oynanan oyun buna açıktı.

Stadyumu dolduran ve ekran başındaki milyonlarca taraftar bu sonuçla hayal kırıklığına uğradı.

Bence bu geceki sonuç, her haliyle bataklığa saplanan Türk futbolundaki gidişatın gün yüzüne çıkmasıdır. 
Futbolun içindeki herkesin artık şapkasını önüne koyma zamanıdır.

6 Eylül 2025 Cumartesi

AYKUT KOCAMAN GERİ Mİ DÖNÜYOR?

Fenerbahçe’nin efsane ismi Aykut Kocaman’ın bu günkü açıklaması  bende kulübe geri dönüş sinyalini verdi. Bu dönüş gerçekleşirse, Ali Koç ve yönetimi 7 yılın en doğru kararına imza atmış olacaktır.

“Fenerbahçe’nin bir neferi olarak, fayda sağlayacağıma inandığım ve mesleğimle ilgili hiçbir görevden kaçınmam söz konusu değildir. Fenerbahçe camiası; sorunlar yumağını çözebilecek kudrete, geçmişte olduğu gibi manipülatif söylemleri sonlandıracak dirayete sahiptir.”

Aykut Kocaman’ın bu sözleri, bende onun Fenerbahçe’ye geri döneceği izlenimini uyandırdı. 2018’de Ali Koç’un başkan seçilmesiyle sezon başında olaylı bir şekilde görevden alınması ve yerine Phillip Cocu’nun getirilmesi, o dönemin şartlarında Kocaman’a yapılmış en büyük haksızlıklardan biriydi. O günden bu yana Fenerbahçe bir türlü toparlanamadı. 
Her yıl yaşanan başarısızlıkların ardından tüm Fenerbahçelilerin ortak görüşü, “Aykut’un ahı var” şeklindeydi.

Bugün Ali Koç’un bu tabloyu fark etmiş olması muhtemel. 
Ne İsmail Kartal ile anlaşma sağlandı ne de yabancı bir teknik direktörle… 
Belki de Aykut Kocaman ile bir anlaşmaya varıldı. 
Önce Volkan Demirel açıklama yaptı.
''Sadece Aykut Kocaman'ın yanında ikinci adam olarak çalışırım" diyerek topu hem yönetime hem de Aykut’a attı. 
Bugün ise kamuoyunda yıllardır süregelen Aykut Kocaman  “Ali Koç varken Fenerbahçe’ye gelmez” ya da “Ali Koç Aykut’u asla Fenerbahçe’ye getirmez” algısı yerle bir oldu. 
Kocaman’ın son açıklaması, sanki kamuoyuna Fenerbahçe’ye geri dönüş sinyali verir gibiydi.

Şayet bu izlenimim doğruysa, Ali Koç ve yönetimi bu 7 yıllık süreçteki en doğru kararını vermiş olacaktır. 
Çünkü;
Aykut Kocaman, Fenerbahçe’de direnişin sembolüdür. 
Aykut Kocaman Fenerbahçe'nin ta kendisidir..

4 Eylül 2025 Perşembe

NEREYE KOŞUYORUZ?


Ülke insanı olarak meçhul bir girdabın içine kapıldık gidiyoruz.

Ahlak dediğimiz yüce kavram yerle bir olmuş vaziyette.
Güven ortadan kalktı. Bugün güveni bilen de tanıyan da yok!

Siyaset ülkemizde kirli, çürümüş, kokuşmuş bir hale dönüştü.
Eğitim, sağlık, adalet… 
Hepsi sıfırın altında kaldı.
Hukuk sadece kağıt üzerinde bir kelimeden ibaret hale geldi. Ülkemizde ruhu da yok, varlığı da yok!

İnsanlar birbirinden hep şikayet eder vaziyete geldi.
Dostluk, arkadaşlık, merhamet, dayanışma nerede kaldı?
Hepsi yok olup gitti...

Bir kesim menfaatinin kölesi olmuş, çıkar uğruna ruhlarını satmışlar.

Hırsızlık marifet gibi ortada dolaşıyor! Herkes çalmanın peşine düşmüş durumda.

Belli bir kesimde “çok şükür”ü diline dolamış!
Bilmezler ki şükür sadece Yüce Yaradan Allah’adır.
Seçtiğin, vekil yaptığın insana “çok şükür” edilmez!

Siyasetteki söz sahipleri sabah söylediklerini akşam inkar ediyorlar.
Hakikat, anlık çıkarların gölgesinde can çekişiyor ama yinede hayal satmaktan geri kalmıyorlar. 

Öyle ki güvensizlik bu milletin damarlarına işlemiş durumda. 
Metrobüslerde itiş kakış, sokaklarda huzursuz bir telaş almış başını gidiyor.
Apartmanlarda herkes yabancı
İş yerlerinde kimse kimseyi tanımıyor.
Bir “günaydın” ya da “iyi akşamlar” demek bile lüks hale geldi...

Sosyal medya hayata yön verir oldu.
Bir çok insan bu sosyal medya denen mecralar üzerinde kendini pazarlar hale geldi.

Dinin özünü halka anlatması gereken Diyanet, güven bunalımında çırpınıyor.
Diyanet TÜİK gibi siyasete hizmet etme yarışı içerisinde!
Camilerde imamı dinleyen, mahallede muhtara selam veren yok. Ama kimin umurunda!

Esnaf her gün etiket değiştiriyor.
Çarşıda, pazarda, markette, manavda, benzin istasyonunda fiyatlar borsa gibi hep yukarıya doğru tırmanıyor.

Bir mekana, eğlence yerine gidildiğinde kazıklanmamak mucize!
Fiyatlar şişmiş, vicdanlar sönmüş. İnsanlık nerede?

Namusun adı unutulmuş.
Televizyonlarda gündüz kuşağı programları rezillik saçıyor. Ahlaksızlıklar ekranlarda teşhir ediliyor kimse dur demiyor.

Dizilerde ihanet, yalan, yasak ilişkiler normalleştirilip halka sunulmaya hep artarak devam ediyor.
Kimin kimin koynunda olduğunun önemi yok, her şey “normalmiş” gibi sunuluyor.

Ve işte bütün bunları yan yana koyunca,
bu milletin pusulasının kırıldığını, rotasız bir şekilde meçhule sürüklendiğini görüyoruz.

Sonumuz hayır ola…

2 Eylül 2025 Salı

Çifte Standart! Mesut Özil & İlkay Gündoğan

Bugün, Türk futbolundaki çifte standardın en çarpıcı örneğiyle karşı karşıyayız!


Hatırlayın, Mesut Özil Fenerbahçe’ye geldiğinde kariyeri değil, pasaportu konuşuldu. “Türk ama Almanları seçti, kariyerinin sonuna geldiği için Türkiye’ye geldi” denildi. 
Kimliği tartışma konusu oldu, aldığı para polemik konusu yapıldı. Neredeyse pasaportu nedeniyle linç edildi...

Peki bugün aynı pasaporta sahip İlkay Gündoğan Galatasaray’a imza atıyor…

Ve ne mi oluyor?

Mesut’a yapılan eleştirilerin hiçbiri yok. 
Tek bir tartışma yok! 
Sosyal medyada dünya yuldızı diye lanse edliyor.
Televizyon ekranlarında kariyerine dair destanlar yazılıyor. 
İstanbul’a gelen uçağı canlı takip ediliyor. İlkay havaalanına indiğinde “çocukluk aşkına kavuştu” diye canlı yayınlar yapılıyor.

Oysa Mesut da Fenerbahçe’yi çocukluk aşkı olarak görüyordu.
Fenerbahçe'ye geldiğinde Alman pasaportu nedeniyle neredeyse hain ilan edildi...

İşte bu iki transfer, Fenerbahçe’ye karşı beslenen kin ve nefretin, taraflı algı operasyonunun açık ve net tablosunu ortaya koymaktadır.
Fenerbahçe düşmanlığını görmek isteyenler, bu tabloya bir baksın, durumu karşılaştırsın ve düşünsün. 
Acaba bu durumu yaratanlarda utanma duygusu olacak mıdır...?

Not: Benim şahsi fikrim GS İlkay Gündoğan'ı alarak büyük iş yapmıştır.
Tepkim sadece o gün Mesut'a yapılan haksız eleştirileredir...

Önce Vatan

Türkiye gerçekten ilginç bir ülke!

Hayatın her alanında yaşananlar ve konuşulanlar çabucak unutuluyor.
Bir anda pembe hayaller kurulabiliyor.
Olması mümkün olmayan dualara “amin” deniliyor; gerçekleşmesi zor şeyler üzerine yorumlar yapılıyor, olmayanlar hakkında fikirler üretiliyor.

Toplum büyük ölçüde sosyal medyanın etkisi altında ve insanlar adeta bu platformlar üzerinden birbirleriyle bir yarışın içine girmiş durumda.

Televizyon ekranlarındaki yorumculardan tutun, gazete köşelerindeki yazarlara ve YouTube’daki içerik üreticilerine kadar herkes kendi penceresinden konuşuyor. Ülkede her şeyin yolunda gittiği izlenimi pompalanıyor.

Oysa işin özüne bakıldığında, bize gösterilen bu manzara pek de umut verici bir gelecek sunmuyor.
Gizlenen gerçeklerin ardında puslu bir ufuk ve sert esen bir rüzgâr var.

Ülkenin insanları olarak bu gidişattan bir an önce kurtulmamız gerekiyor.
Yapmamız gereken, hayallerden sıyrılıp gerçekçi olmak!
Aksi takdirde manzara daha da kararacak ve bizi hızla üçüncü dünya ülkesi olma yoluna sürükleyecek.

Unutmayalım, bu tabloyu değiştirecek olan yine biziz.
Yeter ki daha gerçekçi olup meçhule sürüklenen bu gemiyi doğru rotaya sokabilelim...

Anlayana!

1 Eylül 2025 Pazartesi

Uğurcan Çakır Transferinde Çifte Standart!

Uğurcan Çakır Transferinde Çifte Standart!

Uğurcan Çakır’ın Fenerbahçe’ye transfer ihtimali gündeme gelir gelmez medyadaki “algı ustaları” ortalığı yangın yerine çevirdi. Fenerbahçe’nin bu transferi gerçekleştirmemesi için ellerinden geleni yaptılar. “Camiasız kalırsın” diye Uğurcan’a baskılar yapıldı, Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan bile Fenerbahçe’ye kapıları sonuna kadar kapattı.

Ama iş Galatasaray’a gelince tablo bugün birden değişti. Galatasaray için arka bahçe kapıları ardına kadar açıldı, tek bir eleştiri bile yükselmedi. Bu tablo bize şunu net bir şekilde gösteriyor: Son 20-30 yıldır Trabzonspor, Galatasaray’ın adeta arka bahçesi olmuş durumda.

Oysa Fenerbahçe bugüne kadar Trabzonspor’un tüm haklarını savundu, her fırsatta destek verdi. Buna rağmen Trabzonspor, Fenerbahçe’ye düşman edilmeye çalışıldı. Galatasaray ise yıllardır Trabzonspor’un elinden futbolcuları aldı, kaçırdı, kışkırttı; buna rağmen Trabzonspor’un Galatasaray’a “yoldaşlık” yapması hiç eksilmedi.

Eğer bugün Uğurcan Çakır’ı Fenerbahçe alsaydı sosyal medya ve bazı spor yazarları bu transferi “kriz” diye pazarlıyor olacaktı. Galatasaray devreye girince ise tüm bu tartışmalar bir anda bitti. 
İşte Türk futbolunun yıllardır değişmeyen çifte standardı bu!

Türk futbolundaki bu çifte standart artık saklanamaz hâle geldi. Bugün Uğurcan Çakır transferi üzerinden oynanan oyun, aslında yıllardır süren düzenin küçük bir özeti. Fenerbahçe’ye karşı kurulan bu ittifak, Galatasaray’a açılan bu “arka bahçe” zihniyeti değişmedikçe Türk futbolu asla adil olmayacak.

Ama Fenerbahçe bu düzeni de yıkacak! Çünkü tarih bize gösterdi ki  ateş bir kere yanmaya başladı mı, hiçbir “arka bahçe” bu ateşi söndüremez. 

O ateş yanmaya başladığında, bu günün algıcıları, düzenin figüranları, oyunun baş rolündeki oyuncuları yarın o ateşin sıcaklığında hesap verecekler!

Biline ki hesap günü çok yakındır...