Türk futbolunu sarsan bahis skandalında yaşanan akıl almaz gelişmeler kafaları fazlasıyla karıştırmaya devam ediyor. Süper Lig’de yapının döndüğü en üst seviyedeki bazı futbolcuların isimlerinin savcılığa bildirilmediği, bilerek gizlendiği yönündeki iddialar her geçen gün daha da güçleniyor.
Hatta iddiaya göre, savcılığa sunulan listeler hazırlanırken veri tabanındaki bazı futbolcuların bilgilerinin sistemden bilinçli şekilde silindiği dile getiriliyor. Sadece hesap açmış, küçük miktarlarda bahis oynamış alt lig futbolcularının ve göstermelik olarak Süper Lig’de kadroya girmekte zorlanan birkaç ismin dosyaya dahil edilmesi ise, meselenin üstünün örtülmeye çalışıldığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Eğer durum gerçekten böyle ise ki ben de böyle olduğuna inanıyorum bu tablo ortaya çıktığında kamuoyunda büyük bir yankı uyandıracaktır. Çünkü bu soruların cevabı ortada duruyor:
Hangi el bu olaya müdahale etti?
Kim kimi koruyor?
Eğer bu iddialar doğruysa, söz konusu olan yalnızca bir bahis skandalı değildir, Türk futbolunun kirli damarlarını ortaya çıkaran, organize bir yolsuzluk zinciridir.
Açıklanan cezalar bile bu çarpıklığı gözler önüne seriyor. Aynı takımdan olaya karışan iki oyuncudan biri 9 ay ceza alırken, diğeri sadece 45 gün hak mahrumiyeti ile kurtarılıyor. Burada bile bir “kollama”, bir “dizayn” göze çarpıyor. Örneğin Eren Elmalı’nın cezası öyle bir ayarlandı ki Aralık sonunda bitecek şekilde düzenlendi. Eğer 9 ay ceza alsaydı, Galatasaray İsmail Jakobs’un Afrika Kupası’na gidecek olması nedeniyle sol beksiz kalacaktı. Görünen o ki yapı devreye girdi ve bu ihtimali ortadan kaldırdı.
Gelelim savcılığa!
Savcılığın görevi nettir!
Orijinal verileri talep etmek, dijital kayıtların kimler tarafından değiştirildiğini tespit etmektir.
Uzmanlara göre veriler silinse bile sistem mutlaka iz bırakır. O izler de bugün gizlenen isimleri teker teker ortaya çıkaracaktır.
Gerçek tablonun gizlendiği aşikardır. Bazı kulüplerde fazla forma şansı bulmayan futbolcular özellikle listeye dahil edilerek dikkat başka yöne çekildi. Amaç belliydi! Kamuoyunun gözünü başka yere çevirmek ve yapıyı korumak.
Bu süreçte Beşiktaş’tan Mecit gibi karakterli bir oyuncunun ismi açıklandı. Ersin’in ismi açıklandı.
Peki ama perde arkasındaki asıl kirli isimler nerede?
Türkiye Süper Ligi’nin içindeki o büyük oyuncular nerede?
Yöneticiler nerede?
Dışarıdan destek verenler, maçları dizayn edenler nerede?
Bu tam anlamıyla bir göz boyamadır. Hedef saptırma operasyonudur. Yapının ifşa olmasını engelleme çabasıdır.
Hakem cephesi de aynı karanlıkta…
Tıpkı futbolcularda olduğu gibi üst klasman hakemlerinin isimleri listede yok.
Yıllardır bir kulübün lehine verdikleri kararlarla gündeme gelen, adeta o kulübün “12. adamı” gibi davranan, Fenerbahçe maçlarında Fenerbahçe’yi doğrayan, şampiyonluklarını çalan hakemlerin isimleri dosyaya dahil edilmedi.
Buna karşılık Zorbay Küçük, adeta “küçük bir kurban” olarak seçildi.
Onu hedef göstererek, maçlara doğrudan etki eden asıl elebaş hakemler korunmaya çalışıldı.
Artık mesele sadece bahis değildir.
Bu olay, Türk futbolunun bağımsızlığına el uzatan gizli bir yapının varlığına işaret etmektedir.
Bu yapı, kimin cezalandırılacağını, kimin korunacağını belirliyor, isimler buna göre açıklanıyor, cezalar buna göre veriliyor.
Ve şimdi top, Türk yargısında!
Savcıların görevi bu kirli dosyayı açmak, verileri ortaya çıkarmak, gizli kasayı bulmak ve bu karanlık eli deşifre etmektir.
Aksi takdirde, bu karanlık el ortaya çıkarılamazsa futbol artık bir oyun olmaktan çıkacak.
Jorge Jesus’un görev yaptığı dönemde söylediği şu sözler, bugün çok daha anlamlı hale geliyor:
“Bu ligin sportif gerçekliği yok. Bu ligde maçlar sahada kazanılmıyor. Kim kazanırsa kazansın bunu söylüyorum.”
Eğer gerçekler ortaya çıkarılmazsa Türk futbolu, kurgulanmış bir senaryonun sahnelenmeye devam ettiği karanlık bir tiyatroya dönüşecektir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder