Spor özellikle de Fenerbahçe tutkum.Gerçeği yansıtmayan haksız yazılara karşı yazmak için buradayım

27 Aralık 2025 Cumartesi

FENERBAHÇE YIKILMAZ!

SON BİR HAFTADA NELER OLDU, NELER!

Son bir haftaya bakın.
Bir ülkenin gündemi bu kadar mı ustaca değiştirilebilir sorusu, ister istemez akla geliyor.

Bahis ve uyuşturucuya ilişkin iddialar gündemdeyken asgari ücret zammı açıklandı.

Oldukça sınırlı bir tartışma ortamında…
Ne kapsamlı biçimde ele alındı, ne toplumun geniş kesimleriyle tartışıldı, ne de farklı görüşler yeterince gündeme taşındı.
İşçi sendikalarından güçlü bir toplumsal tepki yükselmedi.
Televizyon ekranlarında konu, çoğunlukla açıklandığı anla sınırlı kaldı.
28 bin 75 lira bu şekilde yürürlüğe girdi.

Bugün 28 bin lirayla geçinmenin ne kadar zor olduğunu toplumun çok büyük bir kesimi biliyor.
Buna rağmen ekonomik gerçeklerin kamuoyunda yeterince ele alınmadığı yönünde yaygın bir kanaat oluştu.

En büyük banknotumuz 200 lira.
Ancak alım gücünün ciddi biçimde düştüğü açıkça hissediliyor.
Bugün 200 lirayla ancak iki fincan kahve alınabiliyor.

Bitti mi?
Bitmedi.

Ardından 11. Yargı Paketi Meclis’ten geçti.
Bu düzenleme ile çok sayıda hükümlünün tahliye edileceği kamuoyuna yansıdı.
Önce 55 bin rakamı telaffuz edildi,
ardından bu sayının daha da artabileceği yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Tahliyelerle ilgili bazı açıklamalar ve kamuoyuna yansıyan söylemler,
toplumda ciddi endişelerin oluşmasına neden oldu.
Bu noktada birçok vatandaş şu soruyu sormaya başladı;
- Toplumsal güvenlik boyutu yeterince değerlendirildi mi?

Bitti mi?
Bitmedi.

Libya’ya ait bir uçağın Ankara semalarında düşmesi ve
Libya Genelkurmay Başkanı ile beraberindeki heyetin hayatını kaybetmesi,
uluslararası boyutu olan son derece önemli bir gelişmeydi.
Bu tür olayların;
iki ülke ilişkileri açısından diplomatik, askerî ve siyasi sonuçlar doğurabileceği açıktır.
Ancak kamuoyunda, bu olayın yeterince tartışılmadığı yönünde güçlü bir algı oluştu.
Siyasi aktörlerden ve medya ekranlarından sınırlı açıklamalar geldi.

Bir ülkenin başkentinin semalarında meydana gelen
ve yabancı bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı ilgilendiren bir kazanın
çok yönlü biçimde ele alınması gerektiği görüşü yaygındı.

Ve ardından gündem değişti!

Türkiye’de en geniş kitlelere hitap eden spor camiası bir anda tartışmaların merkezine yerleşti.

FENERBAHÇE.

Kamuoyunda oluşan değerlendirmelere göre,
spor üzerinden yürüyen bu tartışmalar,
ekonomik ve hukuki gelişmelerin önüne geçti.

Kulüp başkanı, yurt dışından döndükten sonra kendi iradesiyle savcılığa giderek ifade verdi.
Süreç, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunmasına rağmen,sosyal medya ve bazı yayın organlarında çok sayıda bilginin dolaşıma girdiği görüldü.
Bu durum, yargı süreçlerinin medyada ele alınış biçimini yeniden tartışmaya açtı.

Fenerbahçe, Türkiye’de yalnızca bir spor kulübü değildir.
Milyonları etkileyen, toplumsal karşılığı olan büyük bir camiadır.
Bu nedenle Fenerbahçe üzerinden yürüyen her tartışma,
toplumun geniş kesimlerinde yankı bulmaktadır.

Tepkiler büyüyünce süreç farklı bir aşamaya evrildi ve kulüp başkanı serbest bırakıldı.

Sonrasında farklı isimler üzerinden yürüyen adli süreçler de kamuoyunun dikkatini çekti.
Bu gelişmelerin zamanlaması,
“gündem mi değişiyor?” sorusunun yeniden sorulmasına neden oldu.

Bütün bu yaşananlar,
toplumun adalet duygusu, şeffaflık beklentisi
ve ekonomik kaygılarının aynı anda karşılık bulamadığını düşündürüyor.

Fenerbahçe ise bu ülkenin tarihsel hafızasında özel bir yere sahiptir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında üstlendiği rol,
onun yalnızca bir spor kulübü olmadığının göstergesidir.

Bu camia kolay kolay yıpranmaz.
Çünkü kökleri derindir.
Aziz Yıldırım’ın geçmişte dile getirdiği şu sözler,
bugün hala hatırlanmaktadır;
“3 Temmuz bitmedi. Daha da güçlendiler.
Devletin her kademesine sızdılar.
Bugün çok daha tehlikeliler.”

Bugün yaşananlar, bu sözlerin neden hala tartışıldığını bir kez daha düşündürmektedir.

O yüzden şimdi zaman;
kenetlenme zamanı,
birlik olma zamanıdır.
Sonuç ne olursa olsun, herkese bir kez daha yüksek sesle söylenmesi gereken bir gerçek vardır;

FENERBAHÇE YIKILMAZ.

26 Aralık 2025 Cuma

SURETE ALDANAN HAKİKATI ISKALAR!

NASIL BU KADAR AKICI VE GÜZEL YAZIYORSUN DİYE SORUYORLAR.

ANLATAYIM.

Son günlerde yazdığım yazılar hakkında çok olumlu ve güzel eleştiriler alıyorum.
Açıkçası bu da beni çok mutlu ediyor.

“Nasıl bu kadar akıcı ve güzel yazıyorsun?” diye soruyorlar.
Anlatayım.

Ben Hürriyet’e yirmili yaşlarımın başında başladım.

Öğrenmeye ve gelişime açık bir yaş diyelim.
O yıllarda Hürriyet tam anlamıyla bir okul gibiydi.
Anlayana ve bir şeyler öğrenmek isteyene, içeride birçok öğretmen vardı.
Hepsinin farklı yönleri, farklı tarzları vardı.
Danışmada yaptığımız ayaküstü küçük sohbetler,
iş icabı yapılan kısa telefon konuşmaları,
bana hep bir şeyler kattı.
Her bir kişiden farklı şeyler öğrendim.



Bu okulda öğrenilecek çok şey vardı.
Öğrenmek için de hep iletişime açık oldum.
Verilen mesajları mümkün olduğunca yakalamaya çalıştım.

Aradan geçen zamanda, “Türk medyasının altın çocuğu” diye lanse edilen Orhan Can’ın yazıları bana yazı yazmayı aşıladı.
Orhan Can bana yazılarını okuta okuta, ben de yazmaya başladım.

Böylelikle herkesten aldıklarımla ortaya karışık bir şey çıktı.
Ve bu “karışık şey” çok beğenildi.

Kısaca;
Hürriyet gerçek bir okuldu.
Ben de bu okuldan çok şey öğrendim.
Yazı yazmam, bu okuldaki öğretmenlerin eseridir deyip kitap çıkarana kadar yazmaya devam…

İsimleri aklıma gelen ve gelmeyen, bana katkısı olan herkese ayrı ayrı çok teşekkür ederim.

Aramızdan ayrılıp gerçek dünyaya göç edenler de var.
Onlara Allah’tan rahmet diliyorum.
Mekânları cennet olsun.

Ve son bir atasözü;
"Surete aldanan hakikati ıskalar!"

Cihan Taşcı

24 Aralık 2025 Çarşamba

23 YIL SONRA HALA 2002’Yİ KONUŞMAK!

Her yıl asgari ücret açıklanırken sıkça şu cümleyi duyuyoruz;

“2002 yılına göre asgari ücret şu kadar arttı.”

Elbette artış önemlidir.
Ancak aradan 23 yıl geçtiğini unutmamak gerekir.

2002’nin ekonomik koşullarıyla bugünün koşulları aynı değildir.
Bugün kira fiyatları, gıda giderleri, ulaşım ve temel ihtiyaçlar bambaşka bir noktadadır.
Bu nedenle vatandaşın asıl merak ettiği soru şudur;

- Asgari ücretle bugün ne kadar geçinebiliyoruz?

Bir maaşla;

- Kira ödenebiliyor mu?

- Temel gıda ihtiyaçları karşılanabiliyor mu?

- Ay sonu borçsuz gelinebiliyor mu?

Bu soruların cevabı, geçmişle yapılan kıyaslamalardan çok daha önemlidir.

2002’den bu yana 23 yıl geçti.

Bu ülkede;
- Ekonomiyi siz yönettiniz,
- Vergi sistemini siz kurdunuz,
- İnşaatı, rantı ve piyasayı siz şekillendirdiniz,
- Eğitimi, hukuku ve üretimi siz belirlediniz.

Dolayısıyla bugün yaşanan her ekonomik sonuç,
doğrudan bugünkü yönetimin ürünüdür.

O halde!
23 yıl sonra neden hala 2002 ile kıyaslama yapılıyor?

Çünkü bugünü kendi içinde savunmak zor.
Çünkü alım gücü konuşulursa tablo bozuluyor.
Çünkü kira, gıda, fatura ve ulaşım sorulduğunda,
“kat kat arttı” söylemi çöker!

23 yıldır ülkeyi yöneten bir irade için artık asıl ölçüt,
başlangıç yılları değil, bugünkü yaşam koşulları olmalıdır.

Eğer bu soruların net bir cevabı yoksa,
2002’ye bakmak bir başarı anlatısı değil, algı yönetimidir.

23 yıl sonra hala “bizden önce” diyorsanız,
bugünü anlatamıyorsunuz demektir.

Ve bu artık sadece ekonomik bir sorun değil,
toplumsal bir akıl tutulmasıdır.

İnsanlar rakam değil, hayatlarının karşılığını görmek istiyor.

23 Aralık 2025 Salı

KASADA DİKKAT, ÇARPILIYORSUNUZ!

Bugün Avcılar Gümüşpala’da bulunan A101 marketten, torunum Rana için Milkten markasının dörtlü paket hâlinde satılan pudinglerinden aldım. 
Raf üzerinde fiyat 46 TL olarak yazıyordu. Ancak kasada benden 368 TL para çekildi. Durumu sorduğumda, kasadaki görevli ürünün tanesinin 46 TL olduğunu söyledi. Torunum için aldığım bir ürün olduğu için o an çok üzerinde durmadım ve çıktım.

Daha sonra durumu kızıma anlattım. 
Kızım, bunun mümkün olmadığını, dörtlü paketin fiyatının 46 TL olması gerektiğini söyledi. 
Bunun üzerine başka bir A101 mağazasına gittim ve ürünü gösterdim. 
Orada da açıkça görüldü ki,
ürünün dört tanesi 46 TL. İki paket dörtlü ürün toplamda 92 TL tutuyor. Nitekim başka bir A101’den aynı ürünü iki paket dörtlü olarak 92 TL’ye aldım fişi de mevcut.

Bunun üzerine tekrar ilk alışveriş yaptığım mağazaya gittim ve durumu anlattım. 
Bana, “Şu an iade yapamayız, iade işlemi ancak bir gün sonra olur” denildi. 
Ben de kendilerine şunu söyledim:
“Benden parayı anında tahsil ediyorsunuz, peki neden paramı anında iade etmiyorsunuz?”
POS cihazından gün sonu (Z raporu) alınmamışsa, aynı gün iade işleminin teknik olarak mümkün olduğunu da ifade ettim. Buna rağmen yaklaşık 15–20 dakika bekletildim ve “olmuyor” denildi. 
Daha sonra mağaza müdürü geldi. 
Ne bir özür vardı ne de açıklayıcı bir yaklaşım. Sadece “işinizi halledeceğim” dedi ve sonunda fazla alınan para nakit olarak iade edildi.

Bu yaşadığım olay ilk değil. 
Daha önce de A101’de ve BİM’de benzer durumlarla karşılaştım. 
Bu zincir marketlerde raf fiyatı ile kasa fiyatının uyuşmaması artık sıradan bir hâl aldı. 
Bu durum tüketiciyi yanıltmaktır. 
İki ürünün toplam fiyatı 92 TL iken 368 TL para almak açık bir haksızlıktır.
Bu bir hata değil, haksızlıktır. 
İnsanlar “ucuzluk” algısıyla bu marketlere giriyor ama kasada farklı bir tabloyla karşılaşıyor. 
Bu şekilde tüketicinin cebine göz dikilmesini kabul etmiyorum. 

Bu olaydan sonra ilgili markete bir daha girmeme kararı aldım.

Herkesi uyarıyorum:
Fişlerinizi mutlaka kontrol edin.
Bu zincir marketlerde ciddi bir denetimsizlik ve tüketici mağduriyeti var. 
İnsanlar kandırılıyor, fark edilmezse para iade edilmiyor. 
Buna dikkat edilmesi gerekiyor.
#a101
#milkten

20 Aralık 2025 Cumartesi

YOL KARARDIĞINDA TERK EDENLERDEN DEĞİL, ZOR GÜNDE OMUZ OMUZA DURMA GÜNÜDÜR!

21 EYLÜL’DE NE DEMİŞTİM?

“FENERBAHÇE BUGÜN GERÇEK ANLAMDA KAYBETTİ”
21 Eylül 2005 tarihinde “Tarihe Not” başlığıyla bir yazı paylaşmıştım.

Yazının başlığı şuydu:
“Fenerbahçe bugün gerçek anlamda kaybetti.”
O yazıda şunu açıkça ifade etmiştim:
3 Temmuz’da ve sonrasında Fenerbahçe’yi yıkamayanlar, bu kez siyaseti kulübün içine sokarak amaçlarına ulaştılar.
Ali Koç, Türkiye’nin en güçlü ailelerinden birinin ferdiydi. Fenerbahçe’yi ekonomik olarak ayağa kaldırmıştı. İşte tam da bu durum, Fenerbahçe’yi yıkmak isteyenlerin işine gelmiyordu. Çünkü ekonomik olarak güçlü bir Fenerbahçe, onların bütün oyunlarını bozuyordu. Onların istediği; sportif ve ekonomik anlamda zayıf bir Fenerbahçe idi.
Bu nedenle siyaseti devreye soktular.
Ali Koç’un önünü kestiler.
O gün Fenerbahçe hem sahada kaybetmişti hem de sandıkta.
Bunun Fenerbahçe tarihine kara bir sayfa olarak geçeceğini yazmıştım.
“Fenerbahçe geleceğini riske etti” demiştim ve yazının sonunda da şunu eklemiştim:
“Umarım yanılıyorumdur.”

Keşke yanılmış olsaydım!

Ancak aradan çok geçmeden, 19 Aralık günü, Fenerbahçe Başkanı’na yönelik bir operasyon düzenlendi. Tarihte ikinci kez, asla olağan olmayan bu operasyonla Fenerbahçe Kulübü’nü yeniden ele geçirmenin, Fenerbahçe’yi yıkmanın senaryoları yazılmaya başlandı.
Çünkü ne Aziz Yıldırım döneminde ne de Ali Koç döneminde Fenerbahçe’yi ele geçirebilmişlerdi. 
Ali Koç’u sandıkta indirmek için her türlü oyun oynandı, her türlü tezgâh kuruldu. 
Birlik oldular ve ekonomik olarak güçlü Fenerbahçe’yi, güçlü bir lideri olan Ali Koç’u başkanlıktan ettiler.
Yerine, Fenerbahçeliliğinden hiç şüphe duymadığım, büyük karakterli iş insanı Sadettin Saran başkan oldu.
Bana göre sağa sola saldırmayan, kimseyle uğraşmayan, sadece Fenerbahçe’ye odaklı ama aynı zamanda zayıf ve kolay yenilebilir bir başkan profili çizen, Sadettin Saran üzerinden nihayet hedeflerine ulaşmak istediler.

Medya’da, Galatasaray muhabirlerinin gırtlakları yırtılırcasına bağıra bağıra haberi vermeleri, canlı yayınlarda Sadettin Saran’ı suçlu ilan etmeleri bu kirli oyunun en net göstergesiydi.
Böylelikle bir kez daha bardağın kirli yüzü net bir şekilde gözler önüne serilmiş oluyordu.

Bu oyunu gören taraftar birlik oldu.
“Başkanımızı yedirmeyiz” diyerek gece yarısı havaalanına akın ettiler.
Başkanlarını omuzlarda karşıladılar.

Şunun altını net bir şekilde çiziyorum!
Sadettin Saran suçsuzdur, masumdur.
Bu yapılan, doğrudan Fenerbahçe’ye yönelik bir operasyondur.
Daha önce Aziz Yıldırım üzerinden Fenerbahçe’ye operasyon yapıldı.
Aziz Yıldırım hapsedildi, Fenerbahçe’nin şampiyonlukları gasp edildi, transfer yapması engellendi. Takım kurşunlandı. Fenerbahçe’nin son 10 hatta 20 yıldır her alanda hakkı yenildi!
Bugün de aynı senaryo Sadettin Saran üzerinden sahnelenmektedir.
Bu bir şahıs meselesi değil, Fenerbahçe’yi ele geçirme operasyonudur.
Eğer ülkede adalet olsaydı yasa dışı bahis reklamı yapanlar, kara para aklayanlar, fon kuranlar, her türlü yolsuzluğu yapanlar bugün yargılanırdı. 
Ancak malum camianın, malum takımın yöneticileriyle ilgili hiçbir sorun yoktur.
Fenerbahçe kaptanı bahis oynamadığı hâlde, sadece hesabından para çıktığı için tutuklu yargılanırken;
“Ben bahis oynadım” diyen bir Galatasaray futbolcusu 45 gün hak mahrumiyetiyle kurtulabilmektedir.
Bu tablo, adalet ışığının ülkede söndüğünün açık göstergesidir.

Bir camianın nasıl sistemli şekilde yok edilmeye çalışıldığının, bir taraf mağdur edilirken diğer tarafın nasıl korunduğunun kanıtıdır.
Fenerbahçe yıllardır yalnız bırakıldı, hakkı yendi.

Ama bugün Sadettin Saran yalnız değildir.
Arkasında milyonlarca Fenerbahçeli vardır.
Sadettin Saran’ın seçim döneminde söylediği bir söz vardı:
“Bir kurdun arkasından yüz köpek havlamıyorsa, o kurt kurt değildir.”
Bugün görüyoruz ki Sadettin Saran koca bir kurttur.
Arkasından yüz değil, binlerce köpek havlamaktadır.
Çünkü Fenerbahçe’yi yemek için sıraya girmişlerdir.
Ama biz o kurdu da, Fenerbahçe’yi de yedirmeyeceğiz.
Emelleri yine boşa çıkacaktır.

Biz yıllar önce söylemiştik!
“3 Temmuz bitmedi.
Sadece şekil değiştirdi ve daha azılı şekilde devam ediyor” diye.
Bugün bunun kanıtını bir kez daha gördük.

Fenerbahçeliler uyanık olun, birlik olun.
Önce başkanımıza sahip çıkalım.
Kaptanımıza sahip çıkalım.
Fenerbahçe’ye sahip çıkalım.

Fenerbahçemiz güçlendi.
Bu sezon derbi kaybetmedi.
Avrupa’da yoluna devam ederken yine darbe vurulmak istendi.

Ama bugün birlik olma günüdür.
El ele, omuz omuza kenetlenelim.
Fenerbahçemizi, başkanımızı, kaptanımızı yedirmeyelim…

6 Aralık 2025 Cumartesi

DEĞİŞMEYEN DÜZEN: TÜRK FUTBOLUNDA YAPININ İÇİNDEKİ AKTÖRLERİN GERÇEK YÜZÜ!

Yıllar önce malum camianın başkanı bir cümle kurmuştu:
“Bu ateş üfleyerek sönmez.”

Doğru…
Türk futboluna çöreklenen bu kirli düzen de iki haftalık göz boyamayla, üçüncü hafta ortalığı ayağa kaldırarak sönmez.

Bir tarafta malum teknik direktör çıkıp, FB–GS maçından sonra iki takım futbolcularının dostane görüntülerine rağmen:
“Canımızı zor kurtardık.”
diyebiliyor.

Ama kimse de çıkıp,
“Neyi kurtardın Okan?”
diye sormuyor!

O maçta iptal edilen golü mü?
Verilmeyen penaltıyı mı?
Gasp edilen iki puanı mı?

Bunların konuşulmaması için “birlik–beraberlik” moduna girip canımızı zor kurtardık demek neyin oyunu Okan Hoca?
Yersen…

Madem öyle, biz soralım:

Ey Okan Hoca;
Şükrü Saracoğlu’nda üzerinize yağan tonlarca suyu, rakı şişesini, bira şişesini, ayakkabıyı yiyen siz miydiniz?
Sahaya inen taraftarların bayrak direkleriyle oyuncularınızı öldürmeye çalıştığı maç sizle mi oynandı?
Maskeli korsanların saldırdığı takım siz miydiniz?

Biz o maçla ilgili ne dedik?
Osimhen’e yapılan hareket net kırmızı kart!
Aleyhinize verilen bir pozisyon yüzünden bağıra bağıra ortalığı ayağa kaldırmanın ne anlamı var?
Durun…
Onun da anlamı aşağıdaki satırlarda çıkacak.

Soruyoruz:

Maç biter bitmez soluğu TFF’de alan kim?
Yine onlar!

Maçtan önce kapalı kapılar ardında, yalılarda toplanıp orta hakemi, VAR’ı, AVAR’ı belirleyen kim?
Yine onlar!

İstedikleri hakemi VAR’a oturtup sonra çıkıp pişkince “Bu hakemi istemiyoruz, hakkımız yendi!” diye bağıran kim?
Yine onlar!

Neden?
Bir sonraki maçta istediklerini koparmak için.

Ve dün akşam kopardılar da…
Son saniyede…

Dünyanın gördüğü, sağır sultanın duyduğu, körün bile fark ettiği yüzde yüz penaltı güme gitti.
VAR “Devam” dedi.
Mehmet Türkmen gözü önünde olan penaltıya düdük çalamadı!

O VAR hakemi kim?
Onur Öztarpak.
Bu şahıs Alanya’da Fenerbahçe’den 2 puan çaldı; dün akşam Galatasaray’a 2 puan hediye etti.
Toplam: 4 puan!
İşte puan farkını böyle koruyor yapının hakemleri.

Daha bitmedi…

Fenerbahçe–GS maçından sonra ne oldu?
Fenerbahçeli Serdar Dursun maçı izledi diye kıyameti kopardılar.

Peki dün Kerem Demirbay neredeydi?
Rams Park’ta!

Merdivenlerden çıkarken ne dedi?
“Çok şükür yendik.”
Peki buna sesiniz niye çıkmıyor?
Çıkmaz!

Çünkü yapının mihenk taşı da, temel taşı da sizsiniz.

Şimdi futbolu yönetenlere gelelim…

TFF Başkanı acilen masaya yumruğunu vurmalı!
Türkiye’deki tüm hakemler orta, yan, VAR, AVAR görevden el çektirilmeli.
Bu bataklık ancak yabancı hakemlerle temizlenir.
Aksi hâlde bu çürümüş düzen aynen devam edecektir.

Samsunspor’a gelelim…

Başkanları bir kez konuştu, bir paylaşım yaptılar, sonra sustular...
Eğer bu maç Fenerbahçe maçı olsaydı başkanları  televizyon televizyon gezerdi.
Dijital platformlara bağlanmaktan yorulurdu.
Fenerbahçe maçlarını bir ay önceden bir ay sonradan olmak üzere iki ay konuşuyorlar!
Bu maçtan sonra neden susuyorsunuz?
Yoksa lal mı oldunuz?

Konuşmazlar!
Çünkü bu ülkede Galatasaray lobisi diye bir gerçek var.
Herkes oraya çalışıyor.

Trabzonspor’a gelelim…

Yıllardır Fenerbahçe’yi düşman ilan ettiniz.
Yapmadığınız kalmadı.
Otobüsü kurşunladınız, sahaya saldırdınız, saha içinde kovalamaca oynadınız!

Ama dün akşam?
Koskoca sessizlik…

Ertuğrul Doğan nerede?
Fenerbahçe’ye kin ve nefret kusan Belediye Başkanı nerede?
Niye konuşmuyorsunuz?
Şampiyon olmak istemiyor musunuz?
Yoksa bu tiyatroda figüran olmaya razı mısınız?


Evet…
Türkiye’de futbol sahada değil, masa başında oynanıyor.

Jesus yıllar önce söylediğinde herkes kızmıştı:
“Bu ülkede futbol sahada oynanmıyor.”

Haklıydı.
O sezon şampiyonluk çalındı.
Sonra İsmail Kartal döneminde çalındı.
Geçen sene olanlar ortada.
Bu sene de aynısı devam ediyor.

Hacıosmanoğlu bugün bir cümle kurmuş;
“Çomaksız köy bulmuşlar, itler geziyor.”
Haklı…

Ey Hacıosmanoğlu…
Madem öyle diyorsun,
O “itleri” önce sahadan, masadan, koltuklardan temizleyeceksin!

Mehmet Türkmen, Kayseri maçında aynı pozisyona penaltı verdi. Dün akşam veremedi.
Nasıl Arda Kardeşler’e Trabzon’un hakkı yendi diye  düdük astırdıysan,
Mehmet Türkmen’e de astıracaksın!
Ali Şansal’a da astıracaksın!
O VAR hakemini bir daha stada sokmayacaksın!


Bu futbol düzeni bu şekilde yönetilemez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri bu rezalete çözüm bulmalı.

Ben soruyorum:
Bunca rezalete neden sessiz kalınıyor?
Sayın Cumhurbaşkanımız, devlet yöneticilerimiz bu rezalete neden sessiz?
Bu işin içinde sadece bahis değil, başka bir güç daha var!
Asıl bu güç temizlenmeli, futboldan el çektirilmelidir...

Bu ülkede futbolda adalet yok!
Şaibe var!
Kollama var!
Bir yapının hâkimiyeti var!

Bu yapı temizlenmediği sürece bu tiyatro yıllarca devam edecek.
Bu ülkede takım çok ama hepsini figüran yaptınız.

Son kez sesleniyorum:

Sayın Federasyon Başkanı;
Masaya yumruğu vurun!
İtleri sahadan ve masadan temizleyin!
Köyü çomaksız bırakmayın!
Sezon başı verdiğiniz sözü yerine getirin!

3 Aralık 2025 Çarşamba

EMEKLİLER FARKINDA MI?

Bugün Kasım ayı enflasyonu %0.87 diye açıkladılar.
Evet, yanlış duymadınız: 0.87.

Ve o andan sonra bir şey oldu…
Tüm haber siteleri sustu.
Televizyonlar sustu.
Sosyal medya sustu.

Ne “memura bu kadar artış” haberi var,
ne “emekliye şu kadar artış” başlığı,
ne de memur emeklisiyle  ilgili tek satır…

Çünkü bu rakam bilerek böyle açıklandı.
SSK, BAĞKUR ve Memur emeklisine az zam yapmak için.
Bu yüzden talimat gelmiştir,
“Bu konuyu konuşmayın, köpürtmeyin, gündeme taşımayın.” diye.

Ve bugün, bütün haber siteleri, hesap kitap yapan uzmanlar bir anda kör, sağır ve dilsiz kesildi.
Emeklinin ne aldığı, ne alacağı umurlarında bile değil...

Evet emekliler!
Bu ülke artık gerçeklerle değil,
manipülasyonla, algıyla yönetiliyor.

Uyanma zamanı çoktan geldi, hatta geçti...
Emekliler açlığa, yoksulluğa, sefalete sürüklenemez!!!

1 Aralık 2025 Pazartesi

Fenerbahçe Kazanmayı Hak Etmedi

Kadıköy’de maç önü ve maç başlarken taraftarın ve yönetimin muazzam bir hazırlık yaptığı çok net şekilde görüldü.
Tribünlerdeki atmosfer gerçekten görülmeye değerdi.
Ancak hakemin düdüğüyle başlayan oyunda Fenerbahçe’nin sahadaki oyuncuları bu hazırlığa karşılık veremedi ve ortaya koydukları futbolla sınıfta kaldılar.
Fenerbahçe dersine iyi çalışmamıştı!

Galatasaray ise maça çok korkak başladı.
Fakat 20. dakikadan sonra yavaş yavaş kendilerine gelip sahayı iyi kapatmaya başladılar.
Fenerbahçe’nin ileri çıkamaması, top yapamaması Galatasaray’ı cesaretlendirdi.

Sane’nin iki kişiyi çalımlayıp attığı şutun Osterwolde’ye çarpıp Ederson’u ters ayakta bırakmasıyla gelen gol, Fenerbahçe adına kırılma noktasıydı.
Bu dakikadan sonra Fenerbahçe sahada ne yaptığını bilmeyen bir görüntü verdi.

El Nesyri ve Kerem çok kötüydü! İleriye atılan hiç bir uzun topu alamadılar. İleride top tutamadılar, tüm topları ezdiler.
Birbirlerinden çok kopuk oynadılar. Adam eksiltme meziyetleri kaybolmuş, ayakları yere sağlam basmıyordu!
Archie Brown'un Fenerbahçe seviyesinde bir oyuncu olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.
Semedo ve Osterwolde gecenin en büyük hayal kırıklıklarıydı.

İlk 11’de iyi oynayan tek isim Alvarez’di.
Sonradan oyuna girip golü hazırlayan Levent Mercan ve Jhon Duran da oyuna olumlu katkı verdiler.

Bu maç bir kez daha gösterdi ki Fenerbahçe’nin mutlaka,
• kaliteli bir stoper,
• biri sağ biri sol olmak üzere iki kanat,
• ve bir forvet transferine ihtiyacı var.

Tedesco’ya gelince…
Sezon başından beri bende ve kamuyounda övgüyü hak eden bir performansı vardı. Ancak bu akşam ilk kez gerçek bir hayal kırıklığı yaşattı.
İlk yarı bitince yapılması gereken değişiklikleri 60. dakikaya kadar beklemesi Galatasaray’ı daha da cesaretlendirdi.
Yine de Fenerbahçe’nin pes etmeyip uzatmalarda da olsa golü bulup 1 puanı alması değerlidir.
“Yenemiyorsan yenilme” prensibi bu akşam tekrar kendini gösterdi.

Oyunun geneline bakınca Fenerbahçe’nin kazanacak bir futbol oynadığını söylemek zor.

Tüm bunlara rağmen,
hafta içindeki “yalıdaki baş başa buluşmalar”, "kol" gibi atamalar, son dakika Ali Şansalan’ın VAR’a verilmesi zaten ortamı bulandırmıştı.
Yasin Kol’un çaldığı, çalmadığı düdükler oyunun akışını bozdu.
Geçen sezon Lemina’nın pozisyonunda penaltı verdirmeyen var anlayışı, bu kez Davidson’ dan seken topun Skriniar’ın koluna çarpmasıyla gelen Fenerbahçe golünü iptal ettirdi.

Hakem hataları vardı, evet...
Ama yine de Fenerbahçe kazanacak oyunu oynamadı.

Bu takım tüm bu yaşananlara rağmen yenilmiyorsa, ilerisi için ışık var demektir.

Taraftar ve yönetimin Kadıköy’ü bir şölen yeeine çevirmesi takdiri fazlasıyla hak etti.
Aynı şeyi futbolcular için söylemek bu gece çok zor!

Galatasaray cephesinde Okan Buruk yine çok konuştu, sarı kartı da aldı.
Hakemler olmasa Galatasaray’ın Türkiye’de bu kadar rahat maç kazanamayacağı gerçeği bir kez daha ortaya çıktı.
Bu akşam da “kol” yine Galatasaray’a değdi.

Bu sonuçla birlikte Trabzonspor da yarışa dahil oldu.
Ortalık daha da kızışacak gibi.
Yarış şimdi başlıyor.
Haydi hayırlısı.