Spor özellikle de Fenerbahçe tutkum.Gerçeği yansıtmayan haksız yazılara karşı yazmak için buradayım

27 Aralık 2025 Cumartesi

FENERBAHÇE YIKILMAZ!

SON BİR HAFTADA NELER OLDU, NELER!

Son bir haftaya bakın.
Bir ülkenin gündemi bu kadar mı ustaca değiştirilebilir sorusu, ister istemez akla geliyor.

Bahis ve uyuşturucuya ilişkin iddialar gündemdeyken asgari ücret zammı açıklandı.

Oldukça sınırlı bir tartışma ortamında…
Ne kapsamlı biçimde ele alındı, ne toplumun geniş kesimleriyle tartışıldı, ne de farklı görüşler yeterince gündeme taşındı.
İşçi sendikalarından güçlü bir toplumsal tepki yükselmedi.
Televizyon ekranlarında konu, çoğunlukla açıklandığı anla sınırlı kaldı.
28 bin 75 lira bu şekilde yürürlüğe girdi.

Bugün 28 bin lirayla geçinmenin ne kadar zor olduğunu toplumun çok büyük bir kesimi biliyor.
Buna rağmen ekonomik gerçeklerin kamuoyunda yeterince ele alınmadığı yönünde yaygın bir kanaat oluştu.

En büyük banknotumuz 200 lira.
Ancak alım gücünün ciddi biçimde düştüğü açıkça hissediliyor.
Bugün 200 lirayla ancak iki fincan kahve alınabiliyor.

Bitti mi?
Bitmedi.

Ardından 11. Yargı Paketi Meclis’ten geçti.
Bu düzenleme ile çok sayıda hükümlünün tahliye edileceği kamuoyuna yansıdı.
Önce 55 bin rakamı telaffuz edildi,
ardından bu sayının daha da artabileceği yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Tahliyelerle ilgili bazı açıklamalar ve kamuoyuna yansıyan söylemler,
toplumda ciddi endişelerin oluşmasına neden oldu.
Bu noktada birçok vatandaş şu soruyu sormaya başladı;
- Toplumsal güvenlik boyutu yeterince değerlendirildi mi?

Bitti mi?
Bitmedi.

Libya’ya ait bir uçağın Ankara semalarında düşmesi ve
Libya Genelkurmay Başkanı ile beraberindeki heyetin hayatını kaybetmesi,
uluslararası boyutu olan son derece önemli bir gelişmeydi.
Bu tür olayların;
iki ülke ilişkileri açısından diplomatik, askerî ve siyasi sonuçlar doğurabileceği açıktır.
Ancak kamuoyunda, bu olayın yeterince tartışılmadığı yönünde güçlü bir algı oluştu.
Siyasi aktörlerden ve medya ekranlarından sınırlı açıklamalar geldi.

Bir ülkenin başkentinin semalarında meydana gelen
ve yabancı bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı ilgilendiren bir kazanın
çok yönlü biçimde ele alınması gerektiği görüşü yaygındı.

Ve ardından gündem değişti!

Türkiye’de en geniş kitlelere hitap eden spor camiası bir anda tartışmaların merkezine yerleşti.

FENERBAHÇE.

Kamuoyunda oluşan değerlendirmelere göre,
spor üzerinden yürüyen bu tartışmalar,
ekonomik ve hukuki gelişmelerin önüne geçti.

Kulüp başkanı, yurt dışından döndükten sonra kendi iradesiyle savcılığa giderek ifade verdi.
Süreç, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunmasına rağmen,sosyal medya ve bazı yayın organlarında çok sayıda bilginin dolaşıma girdiği görüldü.
Bu durum, yargı süreçlerinin medyada ele alınış biçimini yeniden tartışmaya açtı.

Fenerbahçe, Türkiye’de yalnızca bir spor kulübü değildir.
Milyonları etkileyen, toplumsal karşılığı olan büyük bir camiadır.
Bu nedenle Fenerbahçe üzerinden yürüyen her tartışma,
toplumun geniş kesimlerinde yankı bulmaktadır.

Tepkiler büyüyünce süreç farklı bir aşamaya evrildi ve kulüp başkanı serbest bırakıldı.

Sonrasında farklı isimler üzerinden yürüyen adli süreçler de kamuoyunun dikkatini çekti.
Bu gelişmelerin zamanlaması,
“gündem mi değişiyor?” sorusunun yeniden sorulmasına neden oldu.

Bütün bu yaşananlar,
toplumun adalet duygusu, şeffaflık beklentisi
ve ekonomik kaygılarının aynı anda karşılık bulamadığını düşündürüyor.

Fenerbahçe ise bu ülkenin tarihsel hafızasında özel bir yere sahiptir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında üstlendiği rol,
onun yalnızca bir spor kulübü olmadığının göstergesidir.

Bu camia kolay kolay yıpranmaz.
Çünkü kökleri derindir.
Aziz Yıldırım’ın geçmişte dile getirdiği şu sözler,
bugün hala hatırlanmaktadır;
“3 Temmuz bitmedi. Daha da güçlendiler.
Devletin her kademesine sızdılar.
Bugün çok daha tehlikeliler.”

Bugün yaşananlar, bu sözlerin neden hala tartışıldığını bir kez daha düşündürmektedir.

O yüzden şimdi zaman;
kenetlenme zamanı,
birlik olma zamanıdır.
Sonuç ne olursa olsun, herkese bir kez daha yüksek sesle söylenmesi gereken bir gerçek vardır;

FENERBAHÇE YIKILMAZ.

26 Aralık 2025 Cuma

SURETE ALDANAN HAKİKATI ISKALAR!

NASIL BU KADAR AKICI VE GÜZEL YAZIYORSUN DİYE SORUYORLAR.

ANLATAYIM.

Son günlerde yazdığım yazılar hakkında çok olumlu ve güzel eleştiriler alıyorum.
Açıkçası bu da beni çok mutlu ediyor.

“Nasıl bu kadar akıcı ve güzel yazıyorsun?” diye soruyorlar.
Anlatayım.

Ben Hürriyet’e yirmili yaşlarımın başında başladım.

Öğrenmeye ve gelişime açık bir yaş diyelim.
O yıllarda Hürriyet tam anlamıyla bir okul gibiydi.
Anlayana ve bir şeyler öğrenmek isteyene, içeride birçok öğretmen vardı.
Hepsinin farklı yönleri, farklı tarzları vardı.
Danışmada yaptığımız ayaküstü küçük sohbetler,
iş icabı yapılan kısa telefon konuşmaları,
bana hep bir şeyler kattı.
Her bir kişiden farklı şeyler öğrendim.



Bu okulda öğrenilecek çok şey vardı.
Öğrenmek için de hep iletişime açık oldum.
Verilen mesajları mümkün olduğunca yakalamaya çalıştım.

Aradan geçen zamanda, “Türk medyasının altın çocuğu” diye lanse edilen Orhan Can’ın yazıları bana yazı yazmayı aşıladı.
Orhan Can bana yazılarını okuta okuta, ben de yazmaya başladım.

Böylelikle herkesten aldıklarımla ortaya karışık bir şey çıktı.
Ve bu “karışık şey” çok beğenildi.

Kısaca;
Hürriyet gerçek bir okuldu.
Ben de bu okuldan çok şey öğrendim.
Yazı yazmam, bu okuldaki öğretmenlerin eseridir deyip kitap çıkarana kadar yazmaya devam…

İsimleri aklıma gelen ve gelmeyen, bana katkısı olan herkese ayrı ayrı çok teşekkür ederim.

Aramızdan ayrılıp gerçek dünyaya göç edenler de var.
Onlara Allah’tan rahmet diliyorum.
Mekânları cennet olsun.

Ve son bir atasözü;
"Surete aldanan hakikati ıskalar!"

Cihan Taşcı

24 Aralık 2025 Çarşamba

23 YIL SONRA HALA 2002’Yİ KONUŞMAK!

Her yıl asgari ücret açıklanırken sıkça şu cümleyi duyuyoruz;

“2002 yılına göre asgari ücret şu kadar arttı.”

Elbette artış önemlidir.
Ancak aradan 23 yıl geçtiğini unutmamak gerekir.

2002’nin ekonomik koşullarıyla bugünün koşulları aynı değildir.
Bugün kira fiyatları, gıda giderleri, ulaşım ve temel ihtiyaçlar bambaşka bir noktadadır.
Bu nedenle vatandaşın asıl merak ettiği soru şudur;

- Asgari ücretle bugün ne kadar geçinebiliyoruz?

Bir maaşla;

- Kira ödenebiliyor mu?

- Temel gıda ihtiyaçları karşılanabiliyor mu?

- Ay sonu borçsuz gelinebiliyor mu?

Bu soruların cevabı, geçmişle yapılan kıyaslamalardan çok daha önemlidir.

2002’den bu yana 23 yıl geçti.

Bu ülkede;
- Ekonomiyi siz yönettiniz,
- Vergi sistemini siz kurdunuz,
- İnşaatı, rantı ve piyasayı siz şekillendirdiniz,
- Eğitimi, hukuku ve üretimi siz belirlediniz.

Dolayısıyla bugün yaşanan her ekonomik sonuç,
doğrudan bugünkü yönetimin ürünüdür.

O halde!
23 yıl sonra neden hala 2002 ile kıyaslama yapılıyor?

Çünkü bugünü kendi içinde savunmak zor.
Çünkü alım gücü konuşulursa tablo bozuluyor.
Çünkü kira, gıda, fatura ve ulaşım sorulduğunda,
“kat kat arttı” söylemi çöker!

23 yıldır ülkeyi yöneten bir irade için artık asıl ölçüt,
başlangıç yılları değil, bugünkü yaşam koşulları olmalıdır.

Eğer bu soruların net bir cevabı yoksa,
2002’ye bakmak bir başarı anlatısı değil, algı yönetimidir.

23 yıl sonra hala “bizden önce” diyorsanız,
bugünü anlatamıyorsunuz demektir.

Ve bu artık sadece ekonomik bir sorun değil,
toplumsal bir akıl tutulmasıdır.

İnsanlar rakam değil, hayatlarının karşılığını görmek istiyor.

23 Aralık 2025 Salı

KASADA DİKKAT, ÇARPILIYORSUNUZ!

Bugün Avcılar Gümüşpala’da bulunan A101 marketten, torunum Rana için Milkten markasının dörtlü paket hâlinde satılan pudinglerinden aldım. 
Raf üzerinde fiyat 46 TL olarak yazıyordu. Ancak kasada benden 368 TL para çekildi. Durumu sorduğumda, kasadaki görevli ürünün tanesinin 46 TL olduğunu söyledi. Torunum için aldığım bir ürün olduğu için o an çok üzerinde durmadım ve çıktım.

Daha sonra durumu kızıma anlattım. 
Kızım, bunun mümkün olmadığını, dörtlü paketin fiyatının 46 TL olması gerektiğini söyledi. 
Bunun üzerine başka bir A101 mağazasına gittim ve ürünü gösterdim. 
Orada da açıkça görüldü ki,
ürünün dört tanesi 46 TL. İki paket dörtlü ürün toplamda 92 TL tutuyor. Nitekim başka bir A101’den aynı ürünü iki paket dörtlü olarak 92 TL’ye aldım fişi de mevcut.

Bunun üzerine tekrar ilk alışveriş yaptığım mağazaya gittim ve durumu anlattım. 
Bana, “Şu an iade yapamayız, iade işlemi ancak bir gün sonra olur” denildi. 
Ben de kendilerine şunu söyledim:
“Benden parayı anında tahsil ediyorsunuz, peki neden paramı anında iade etmiyorsunuz?”
POS cihazından gün sonu (Z raporu) alınmamışsa, aynı gün iade işleminin teknik olarak mümkün olduğunu da ifade ettim. Buna rağmen yaklaşık 15–20 dakika bekletildim ve “olmuyor” denildi. 
Daha sonra mağaza müdürü geldi. 
Ne bir özür vardı ne de açıklayıcı bir yaklaşım. Sadece “işinizi halledeceğim” dedi ve sonunda fazla alınan para nakit olarak iade edildi.

Bu yaşadığım olay ilk değil. 
Daha önce de A101’de ve BİM’de benzer durumlarla karşılaştım. 
Bu zincir marketlerde raf fiyatı ile kasa fiyatının uyuşmaması artık sıradan bir hâl aldı. 
Bu durum tüketiciyi yanıltmaktır. 
İki ürünün toplam fiyatı 92 TL iken 368 TL para almak açık bir haksızlıktır.
Bu bir hata değil, haksızlıktır. 
İnsanlar “ucuzluk” algısıyla bu marketlere giriyor ama kasada farklı bir tabloyla karşılaşıyor. 
Bu şekilde tüketicinin cebine göz dikilmesini kabul etmiyorum. 

Bu olaydan sonra ilgili markete bir daha girmeme kararı aldım.

Herkesi uyarıyorum:
Fişlerinizi mutlaka kontrol edin.
Bu zincir marketlerde ciddi bir denetimsizlik ve tüketici mağduriyeti var. 
İnsanlar kandırılıyor, fark edilmezse para iade edilmiyor. 
Buna dikkat edilmesi gerekiyor.
#a101
#milkten

20 Aralık 2025 Cumartesi

YOL KARARDIĞINDA TERK EDENLERDEN DEĞİL, ZOR GÜNDE OMUZ OMUZA DURMA GÜNÜDÜR!

21 EYLÜL’DE NE DEMİŞTİM?

“FENERBAHÇE BUGÜN GERÇEK ANLAMDA KAYBETTİ”
21 Eylül 2005 tarihinde “Tarihe Not” başlığıyla bir yazı paylaşmıştım.

Yazının başlığı şuydu:
“Fenerbahçe bugün gerçek anlamda kaybetti.”
O yazıda şunu açıkça ifade etmiştim:
3 Temmuz’da ve sonrasında Fenerbahçe’yi yıkamayanlar, bu kez siyaseti kulübün içine sokarak amaçlarına ulaştılar.
Ali Koç, Türkiye’nin en güçlü ailelerinden birinin ferdiydi. Fenerbahçe’yi ekonomik olarak ayağa kaldırmıştı. İşte tam da bu durum, Fenerbahçe’yi yıkmak isteyenlerin işine gelmiyordu. Çünkü ekonomik olarak güçlü bir Fenerbahçe, onların bütün oyunlarını bozuyordu. Onların istediği; sportif ve ekonomik anlamda zayıf bir Fenerbahçe idi.
Bu nedenle siyaseti devreye soktular.
Ali Koç’un önünü kestiler.
O gün Fenerbahçe hem sahada kaybetmişti hem de sandıkta.
Bunun Fenerbahçe tarihine kara bir sayfa olarak geçeceğini yazmıştım.
“Fenerbahçe geleceğini riske etti” demiştim ve yazının sonunda da şunu eklemiştim:
“Umarım yanılıyorumdur.”

Keşke yanılmış olsaydım!

Ancak aradan çok geçmeden, 19 Aralık günü, Fenerbahçe Başkanı’na yönelik bir operasyon düzenlendi. Tarihte ikinci kez, asla olağan olmayan bu operasyonla Fenerbahçe Kulübü’nü yeniden ele geçirmenin, Fenerbahçe’yi yıkmanın senaryoları yazılmaya başlandı.
Çünkü ne Aziz Yıldırım döneminde ne de Ali Koç döneminde Fenerbahçe’yi ele geçirebilmişlerdi. 
Ali Koç’u sandıkta indirmek için her türlü oyun oynandı, her türlü tezgâh kuruldu. 
Birlik oldular ve ekonomik olarak güçlü Fenerbahçe’yi, güçlü bir lideri olan Ali Koç’u başkanlıktan ettiler.
Yerine, Fenerbahçeliliğinden hiç şüphe duymadığım, büyük karakterli iş insanı Sadettin Saran başkan oldu.
Bana göre sağa sola saldırmayan, kimseyle uğraşmayan, sadece Fenerbahçe’ye odaklı ama aynı zamanda zayıf ve kolay yenilebilir bir başkan profili çizen, Sadettin Saran üzerinden nihayet hedeflerine ulaşmak istediler.

Medya’da, Galatasaray muhabirlerinin gırtlakları yırtılırcasına bağıra bağıra haberi vermeleri, canlı yayınlarda Sadettin Saran’ı suçlu ilan etmeleri bu kirli oyunun en net göstergesiydi.
Böylelikle bir kez daha bardağın kirli yüzü net bir şekilde gözler önüne serilmiş oluyordu.

Bu oyunu gören taraftar birlik oldu.
“Başkanımızı yedirmeyiz” diyerek gece yarısı havaalanına akın ettiler.
Başkanlarını omuzlarda karşıladılar.

Şunun altını net bir şekilde çiziyorum!
Sadettin Saran suçsuzdur, masumdur.
Bu yapılan, doğrudan Fenerbahçe’ye yönelik bir operasyondur.
Daha önce Aziz Yıldırım üzerinden Fenerbahçe’ye operasyon yapıldı.
Aziz Yıldırım hapsedildi, Fenerbahçe’nin şampiyonlukları gasp edildi, transfer yapması engellendi. Takım kurşunlandı. Fenerbahçe’nin son 10 hatta 20 yıldır her alanda hakkı yenildi!
Bugün de aynı senaryo Sadettin Saran üzerinden sahnelenmektedir.
Bu bir şahıs meselesi değil, Fenerbahçe’yi ele geçirme operasyonudur.
Eğer ülkede adalet olsaydı yasa dışı bahis reklamı yapanlar, kara para aklayanlar, fon kuranlar, her türlü yolsuzluğu yapanlar bugün yargılanırdı. 
Ancak malum camianın, malum takımın yöneticileriyle ilgili hiçbir sorun yoktur.
Fenerbahçe kaptanı bahis oynamadığı hâlde, sadece hesabından para çıktığı için tutuklu yargılanırken;
“Ben bahis oynadım” diyen bir Galatasaray futbolcusu 45 gün hak mahrumiyetiyle kurtulabilmektedir.
Bu tablo, adalet ışığının ülkede söndüğünün açık göstergesidir.

Bir camianın nasıl sistemli şekilde yok edilmeye çalışıldığının, bir taraf mağdur edilirken diğer tarafın nasıl korunduğunun kanıtıdır.
Fenerbahçe yıllardır yalnız bırakıldı, hakkı yendi.

Ama bugün Sadettin Saran yalnız değildir.
Arkasında milyonlarca Fenerbahçeli vardır.
Sadettin Saran’ın seçim döneminde söylediği bir söz vardı:
“Bir kurdun arkasından yüz köpek havlamıyorsa, o kurt kurt değildir.”
Bugün görüyoruz ki Sadettin Saran koca bir kurttur.
Arkasından yüz değil, binlerce köpek havlamaktadır.
Çünkü Fenerbahçe’yi yemek için sıraya girmişlerdir.
Ama biz o kurdu da, Fenerbahçe’yi de yedirmeyeceğiz.
Emelleri yine boşa çıkacaktır.

Biz yıllar önce söylemiştik!
“3 Temmuz bitmedi.
Sadece şekil değiştirdi ve daha azılı şekilde devam ediyor” diye.
Bugün bunun kanıtını bir kez daha gördük.

Fenerbahçeliler uyanık olun, birlik olun.
Önce başkanımıza sahip çıkalım.
Kaptanımıza sahip çıkalım.
Fenerbahçe’ye sahip çıkalım.

Fenerbahçemiz güçlendi.
Bu sezon derbi kaybetmedi.
Avrupa’da yoluna devam ederken yine darbe vurulmak istendi.

Ama bugün birlik olma günüdür.
El ele, omuz omuza kenetlenelim.
Fenerbahçemizi, başkanımızı, kaptanımızı yedirmeyelim…

6 Aralık 2025 Cumartesi

DEĞİŞMEYEN DÜZEN: TÜRK FUTBOLUNDA YAPININ İÇİNDEKİ AKTÖRLERİN GERÇEK YÜZÜ!

Yıllar önce malum camianın başkanı bir cümle kurmuştu:
“Bu ateş üfleyerek sönmez.”

Doğru…
Türk futboluna çöreklenen bu kirli düzen de iki haftalık göz boyamayla, üçüncü hafta ortalığı ayağa kaldırarak sönmez.

Bir tarafta malum teknik direktör çıkıp, FB–GS maçından sonra iki takım futbolcularının dostane görüntülerine rağmen:
“Canımızı zor kurtardık.”
diyebiliyor.

Ama kimse de çıkıp,
“Neyi kurtardın Okan?”
diye sormuyor!

O maçta iptal edilen golü mü?
Verilmeyen penaltıyı mı?
Gasp edilen iki puanı mı?

Bunların konuşulmaması için “birlik–beraberlik” moduna girip canımızı zor kurtardık demek neyin oyunu Okan Hoca?
Yersen…

Madem öyle, biz soralım:

Ey Okan Hoca;
Şükrü Saracoğlu’nda üzerinize yağan tonlarca suyu, rakı şişesini, bira şişesini, ayakkabıyı yiyen siz miydiniz?
Sahaya inen taraftarların bayrak direkleriyle oyuncularınızı öldürmeye çalıştığı maç sizle mi oynandı?
Maskeli korsanların saldırdığı takım siz miydiniz?

Biz o maçla ilgili ne dedik?
Osimhen’e yapılan hareket net kırmızı kart!
Aleyhinize verilen bir pozisyon yüzünden bağıra bağıra ortalığı ayağa kaldırmanın ne anlamı var?
Durun…
Onun da anlamı aşağıdaki satırlarda çıkacak.

Soruyoruz:

Maç biter bitmez soluğu TFF’de alan kim?
Yine onlar!

Maçtan önce kapalı kapılar ardında, yalılarda toplanıp orta hakemi, VAR’ı, AVAR’ı belirleyen kim?
Yine onlar!

İstedikleri hakemi VAR’a oturtup sonra çıkıp pişkince “Bu hakemi istemiyoruz, hakkımız yendi!” diye bağıran kim?
Yine onlar!

Neden?
Bir sonraki maçta istediklerini koparmak için.

Ve dün akşam kopardılar da…
Son saniyede…

Dünyanın gördüğü, sağır sultanın duyduğu, körün bile fark ettiği yüzde yüz penaltı güme gitti.
VAR “Devam” dedi.
Mehmet Türkmen gözü önünde olan penaltıya düdük çalamadı!

O VAR hakemi kim?
Onur Öztarpak.
Bu şahıs Alanya’da Fenerbahçe’den 2 puan çaldı; dün akşam Galatasaray’a 2 puan hediye etti.
Toplam: 4 puan!
İşte puan farkını böyle koruyor yapının hakemleri.

Daha bitmedi…

Fenerbahçe–GS maçından sonra ne oldu?
Fenerbahçeli Serdar Dursun maçı izledi diye kıyameti kopardılar.

Peki dün Kerem Demirbay neredeydi?
Rams Park’ta!

Merdivenlerden çıkarken ne dedi?
“Çok şükür yendik.”
Peki buna sesiniz niye çıkmıyor?
Çıkmaz!

Çünkü yapının mihenk taşı da, temel taşı da sizsiniz.

Şimdi futbolu yönetenlere gelelim…

TFF Başkanı acilen masaya yumruğunu vurmalı!
Türkiye’deki tüm hakemler orta, yan, VAR, AVAR görevden el çektirilmeli.
Bu bataklık ancak yabancı hakemlerle temizlenir.
Aksi hâlde bu çürümüş düzen aynen devam edecektir.

Samsunspor’a gelelim…

Başkanları bir kez konuştu, bir paylaşım yaptılar, sonra sustular...
Eğer bu maç Fenerbahçe maçı olsaydı başkanları  televizyon televizyon gezerdi.
Dijital platformlara bağlanmaktan yorulurdu.
Fenerbahçe maçlarını bir ay önceden bir ay sonradan olmak üzere iki ay konuşuyorlar!
Bu maçtan sonra neden susuyorsunuz?
Yoksa lal mı oldunuz?

Konuşmazlar!
Çünkü bu ülkede Galatasaray lobisi diye bir gerçek var.
Herkes oraya çalışıyor.

Trabzonspor’a gelelim…

Yıllardır Fenerbahçe’yi düşman ilan ettiniz.
Yapmadığınız kalmadı.
Otobüsü kurşunladınız, sahaya saldırdınız, saha içinde kovalamaca oynadınız!

Ama dün akşam?
Koskoca sessizlik…

Ertuğrul Doğan nerede?
Fenerbahçe’ye kin ve nefret kusan Belediye Başkanı nerede?
Niye konuşmuyorsunuz?
Şampiyon olmak istemiyor musunuz?
Yoksa bu tiyatroda figüran olmaya razı mısınız?


Evet…
Türkiye’de futbol sahada değil, masa başında oynanıyor.

Jesus yıllar önce söylediğinde herkes kızmıştı:
“Bu ülkede futbol sahada oynanmıyor.”

Haklıydı.
O sezon şampiyonluk çalındı.
Sonra İsmail Kartal döneminde çalındı.
Geçen sene olanlar ortada.
Bu sene de aynısı devam ediyor.

Hacıosmanoğlu bugün bir cümle kurmuş;
“Çomaksız köy bulmuşlar, itler geziyor.”
Haklı…

Ey Hacıosmanoğlu…
Madem öyle diyorsun,
O “itleri” önce sahadan, masadan, koltuklardan temizleyeceksin!

Mehmet Türkmen, Kayseri maçında aynı pozisyona penaltı verdi. Dün akşam veremedi.
Nasıl Arda Kardeşler’e Trabzon’un hakkı yendi diye  düdük astırdıysan,
Mehmet Türkmen’e de astıracaksın!
Ali Şansal’a da astıracaksın!
O VAR hakemini bir daha stada sokmayacaksın!


Bu futbol düzeni bu şekilde yönetilemez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri bu rezalete çözüm bulmalı.

Ben soruyorum:
Bunca rezalete neden sessiz kalınıyor?
Sayın Cumhurbaşkanımız, devlet yöneticilerimiz bu rezalete neden sessiz?
Bu işin içinde sadece bahis değil, başka bir güç daha var!
Asıl bu güç temizlenmeli, futboldan el çektirilmelidir...

Bu ülkede futbolda adalet yok!
Şaibe var!
Kollama var!
Bir yapının hâkimiyeti var!

Bu yapı temizlenmediği sürece bu tiyatro yıllarca devam edecek.
Bu ülkede takım çok ama hepsini figüran yaptınız.

Son kez sesleniyorum:

Sayın Federasyon Başkanı;
Masaya yumruğu vurun!
İtleri sahadan ve masadan temizleyin!
Köyü çomaksız bırakmayın!
Sezon başı verdiğiniz sözü yerine getirin!

3 Aralık 2025 Çarşamba

EMEKLİLER FARKINDA MI?

Bugün Kasım ayı enflasyonu %0.87 diye açıkladılar.
Evet, yanlış duymadınız: 0.87.

Ve o andan sonra bir şey oldu…
Tüm haber siteleri sustu.
Televizyonlar sustu.
Sosyal medya sustu.

Ne “memura bu kadar artış” haberi var,
ne “emekliye şu kadar artış” başlığı,
ne de memur emeklisiyle  ilgili tek satır…

Çünkü bu rakam bilerek böyle açıklandı.
SSK, BAĞKUR ve Memur emeklisine az zam yapmak için.
Bu yüzden talimat gelmiştir,
“Bu konuyu konuşmayın, köpürtmeyin, gündeme taşımayın.” diye.

Ve bugün, bütün haber siteleri, hesap kitap yapan uzmanlar bir anda kör, sağır ve dilsiz kesildi.
Emeklinin ne aldığı, ne alacağı umurlarında bile değil...

Evet emekliler!
Bu ülke artık gerçeklerle değil,
manipülasyonla, algıyla yönetiliyor.

Uyanma zamanı çoktan geldi, hatta geçti...
Emekliler açlığa, yoksulluğa, sefalete sürüklenemez!!!

1 Aralık 2025 Pazartesi

Fenerbahçe Kazanmayı Hak Etmedi

Kadıköy’de maç önü ve maç başlarken taraftarın ve yönetimin muazzam bir hazırlık yaptığı çok net şekilde görüldü.
Tribünlerdeki atmosfer gerçekten görülmeye değerdi.
Ancak hakemin düdüğüyle başlayan oyunda Fenerbahçe’nin sahadaki oyuncuları bu hazırlığa karşılık veremedi ve ortaya koydukları futbolla sınıfta kaldılar.
Fenerbahçe dersine iyi çalışmamıştı!

Galatasaray ise maça çok korkak başladı.
Fakat 20. dakikadan sonra yavaş yavaş kendilerine gelip sahayı iyi kapatmaya başladılar.
Fenerbahçe’nin ileri çıkamaması, top yapamaması Galatasaray’ı cesaretlendirdi.

Sane’nin iki kişiyi çalımlayıp attığı şutun Osterwolde’ye çarpıp Ederson’u ters ayakta bırakmasıyla gelen gol, Fenerbahçe adına kırılma noktasıydı.
Bu dakikadan sonra Fenerbahçe sahada ne yaptığını bilmeyen bir görüntü verdi.

El Nesyri ve Kerem çok kötüydü! İleriye atılan hiç bir uzun topu alamadılar. İleride top tutamadılar, tüm topları ezdiler.
Birbirlerinden çok kopuk oynadılar. Adam eksiltme meziyetleri kaybolmuş, ayakları yere sağlam basmıyordu!
Archie Brown'un Fenerbahçe seviyesinde bir oyuncu olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.
Semedo ve Osterwolde gecenin en büyük hayal kırıklıklarıydı.

İlk 11’de iyi oynayan tek isim Alvarez’di.
Sonradan oyuna girip golü hazırlayan Levent Mercan ve Jhon Duran da oyuna olumlu katkı verdiler.

Bu maç bir kez daha gösterdi ki Fenerbahçe’nin mutlaka,
• kaliteli bir stoper,
• biri sağ biri sol olmak üzere iki kanat,
• ve bir forvet transferine ihtiyacı var.

Tedesco’ya gelince…
Sezon başından beri bende ve kamuyounda övgüyü hak eden bir performansı vardı. Ancak bu akşam ilk kez gerçek bir hayal kırıklığı yaşattı.
İlk yarı bitince yapılması gereken değişiklikleri 60. dakikaya kadar beklemesi Galatasaray’ı daha da cesaretlendirdi.
Yine de Fenerbahçe’nin pes etmeyip uzatmalarda da olsa golü bulup 1 puanı alması değerlidir.
“Yenemiyorsan yenilme” prensibi bu akşam tekrar kendini gösterdi.

Oyunun geneline bakınca Fenerbahçe’nin kazanacak bir futbol oynadığını söylemek zor.

Tüm bunlara rağmen,
hafta içindeki “yalıdaki baş başa buluşmalar”, "kol" gibi atamalar, son dakika Ali Şansalan’ın VAR’a verilmesi zaten ortamı bulandırmıştı.
Yasin Kol’un çaldığı, çalmadığı düdükler oyunun akışını bozdu.
Geçen sezon Lemina’nın pozisyonunda penaltı verdirmeyen var anlayışı, bu kez Davidson’ dan seken topun Skriniar’ın koluna çarpmasıyla gelen Fenerbahçe golünü iptal ettirdi.

Hakem hataları vardı, evet...
Ama yine de Fenerbahçe kazanacak oyunu oynamadı.

Bu takım tüm bu yaşananlara rağmen yenilmiyorsa, ilerisi için ışık var demektir.

Taraftar ve yönetimin Kadıköy’ü bir şölen yeeine çevirmesi takdiri fazlasıyla hak etti.
Aynı şeyi futbolcular için söylemek bu gece çok zor!

Galatasaray cephesinde Okan Buruk yine çok konuştu, sarı kartı da aldı.
Hakemler olmasa Galatasaray’ın Türkiye’de bu kadar rahat maç kazanamayacağı gerçeği bir kez daha ortaya çıktı.
Bu akşam da “kol” yine Galatasaray’a değdi.

Bu sonuçla birlikte Trabzonspor da yarışa dahil oldu.
Ortalık daha da kızışacak gibi.
Yarış şimdi başlıyor.
Haydi hayırlısı.

30 Kasım 2025 Pazar

KADIKÖY'DE HESAPLAŞMA ZAMANI!

Bugün 1 Aralık 2025.
Yılın son ayının ilk günü…
Ama bu yılın en büyük hesaplaşmalarından biri Kadıköy’de sahne alıyor.

Bugün oynanacak maç, sadece üç puanın değil,
yıllardır kurulan kirli düzenle, yıllardır gasp edilen haklarla yüzleşmenin maçı olacak!

Bir tarafta:
Hakkı yenmiş, önü kesilmiş, duvara defalarca çarptırılmış ama yine de pes etmeyen Fenerbahçe.
Cumhuriyet’in kuruluşundan beri her fırtınadan çıkıp ayakta kalmayı bilen, devletine milletine omuz vermiş, mazisinde onur taşıyan bir camia.

Diğer tarafta:
Saha dışı destekle büyüyen, tartışmaların gölgesinden kurtulamayan,
Karanlık ilişkilerin ortasında adı anılan,
Her krizi “bir şekilde” temizlenen bir düzenin temsilcisi.

Bugün Fenerbahçe, sadece rakibine karşı maça çıkmıyor!
Yirmi yıldır kurgulanan karanlık senaryoya tokadı vurmak için sahaya çıkıyor!

Bu maç ya:
Fenerbahçe’nin yeniden doğruluşu, birleşip ayağa kalkışı olacak. Ya da yıllardır arkadan ittikleri o düzen için bir can simidi maçına daha dönüşecek!

Benim cevabım net...
Bugün o düzen Kadıköy’de duvara toslayacak!

Onların “Bu ateş üfleyerek sönmez” dediği yerde,
biz çok iyi biliyoruz!
O ateşi yakan kendileriydi.
Fenerbahçe’ye iftira atan, suçlayan, UEFA kapılarında dilekçe peşinde koşan kendileriydi.

Bugün sahaya çıkacak takımın adı,
Kuvayı Milliye’nin Takımı Fenerbahçe!

Ve bu takım,
yıllardır yakılan o kirli ateşi,
Marmara’nın dalgalarıyla söndürmek için
Kadıköy’de, Cumhuriyet’in bekçileriyle, Atatürk’ün askerleriyle
90 dakika boyunca durmadan, susmadan, geri adım atmadan savaşacaktır...

27 Kasım 2025 Perşembe

KADIKÖY'DE PUANLAR PAYLAŞILDI

KADIKÖY'DE PUANLAR PAYLAŞILDI!

Fenerbahçe bu akşam kendi hataları dışında rakibe pozisyon vermedi. Yediğimiz gol de duran toptandı. 
İsmail, Fred, Osterwolde gibi eksikler düşünüldüğünde takım genel olarak iyi bir iş çıkardı. 
Alvarez ve Semedo muhteşem oynadı. Genç Yiğit Efe hatasızdı. Sanki yıllardır bu takımdaymış gibi çok iyi performans gösterdi. Sakatlanması ise büyük şanssızlık oldu.

Talisca görevini yaptı. Golünü attı.
Ancak Kerem için aynısını söylemek zor! Adam geçmekte çok zorlanıyor, hatta geçemiyor.Kerem'in geçmiş yıllardaki performasına dönmesi gerekir. 

Oyuna sonradan giren Nene, Levent ve Mert Müldür iyi oynadılar. John Duran'ın mücadelesi iyiydi  fakat gereksiz bir kırmızı kart gördü. Oysa oynaması ve ritmini bulması gerekiyor. Sahada daha dikkatli olması gerekir.

Genel olarak Alvarez, Semedo, sonradan oyuna girenler ve Yiğit Efe çok iyiydi. 
Bunca eksiğe rağmen Fenerbahçe’nin mücadelesi takdire şayandı. 
Bir puan sorun değil! Daha 3 maç var. Fenerbahçe buradan mutlaka üst tura çıkacaktır...
Çünkü Fenerbahçe üstüne koyarak oynamaya devam ediyor...

25 Kasım 2025 Salı

USG'DEN TEK VURUŞ, 3 PUAN!

Derbi haftasında Fransızlar öyle bir telaşa kapıldı ki, Rams Park’ta USG karşısında adeta hep kırmızı ışıkta kaldılar.

Taraftarları stadyumda birbirlerine baka baka, “Acaba hava mı soğudu, yoksa Fenerbahçe mi geliyor?” diye düşündüklerinden, meşhur akustik rekoru denemesini bile unuttular.

Bu akşam kendi sahalarında yenilince de bahaneleri de  hazırdır elbet.

“Hakem kötüydü… Saha kenarında hoplayıp zıplayıp her pozisyona kart isteyen, sonra kulübenin en dip köşesine saklanan Okan’ı buldu sarıyı verdi… Hakkımız yendi…” diye klasik sersenişlerini yapacaklardır.

Genç oyuncularına bile aşılamışlar içlerindekilerini! 
Öyleki çocuk kırmızı kart görüyor hakeme VAR'a git diye işaret yapıyor!
Diz boyundan fazla kepazelik bu!
Anlayana!

Daha derbi haftası bile gelmeden, sanki devlet zirvesi toplanıyormuş gibi Fenerbahçe maçını konuşmaya başladılar. 
Önlerinde Şampiyonlar Ligi maçı vardı  ama yokmuş gibi davrandılar. 
Sonuç? 
Boynu bükük şekilde kulübeye saklandılar.
USG Fransızları tek vuruşla nakavt etti.

Bunlarda işin içinde Fenerbahçe olunca tüm programlar iptal. 
Fransız takvimleri yeniden basılıyor, gündem tek maddeye düşüyor:
“Aman dikkat, Fener maçı var!”

Ülke puanıymış, Şampiyonlar Ligi geliriymiş… Bu hafta hepsini çöpe atıp sadece Fener maçına sarıldılar.
Öyle ki Ederson’u TFF’ye şikâyet ederken muhtemelen özel toplantı odası hazırlayıp, üç kamerayla çekim yapıp, grafik animasyonlu sunum hazırlamışlardır. Emin olun bu çekimlerde  Hollywood sahnelerini aratmamışlardır!

Ne zaman  bunların başları sıkışsa hemen klasik taktik devreye giriyor!
Önce işi karıştır, sonra “Biz yapmadık” derler! Ardından da Sarayda alakasız bir etkinlikte ortaya çıkıp  gülümseyerek poz verirler!

Nasılsa en önemli oyuncular sakat, suçlayacak birilerini bulmak şart!
Resmen yıllardır değişmeyen bir Fransız futbol geleneği bunlardaki..

Aziz Yıldırım’ın o meşhur cümlesi var ya…
“Hem her türlü işi yapıyorlar hem de masum numarasına yatıyorlar.”
İşte bu hafta yaşananlar tam olarak bu!

Biraz utanır, biraz sıkılır insan olan…
Ama belli ki bunların utanma mekanizması opsiyonel aksesuar olarak ekleniyormuş gibi. Bizim gördüğümüz, bildiğimiz bu modellerde utanmamanın alası var!

Gerçekten yeter artık!
Bu kadar ayak oyunu, bu kadar telaş, bu kadar panik niye?
Sanki futbol değil, uzaya çıkma yarışı!
Alt tarafı bir derbi.

Ya yenersin ya yenilirsin…
Dünyanın sonu değil ki!
Zaten 20 yıl kazanamadın, ne kaybettin?

Biraz ahlak, biraz dürüstlük…
İşte o zaman gerçek futbol olur.

24 Kasım 2025 Pazartesi

Sosyal Medya İki Yüzlülüğü!

Yakın zamanda yirmi bir şehit verdik…
Sosyal medyada herkes vatan, millet, Sakarya diye haykırdı.
Ama o haykırışların çoğu sadece gösterişti. Ekranın parlak ışığında yankılanıp kaybolan sözlerdi.

Çünkü diyorum ki: Göstermelikti!
Hiç kimse yaşamında bir gün olsun şehitlerimiz için bir değişiklik yapmadı.
Ne bir saygı duruşu, ne bir durup düşünme, ne de içten bir muhasebe…
Sadece paylaşımlar yapıldı, birkaç saniyelik “duyarlılık” sergilendi;
sonra hayatlar hiçbir şey olmamış gibi devam etti.

Kahkahalar atıldı…
Hayatın içindeki yalan dolanlar su gibi aktı…
Acının ağırlığı, sorumluluğun ciddiyeti hiçbir yaşamı etkilemedi.
Sosyal medya şovu bittiğinde, paylaşımlar da bitti.

Ben buna karşıyım.
Bu millet bu kadar vurdumduymaz olamaz.
Bu kadar cahil, bu kadar sadece kendini düşünen bir topluma dönüşmemeliyiz.

Ne oldu bize?
Bu milletin ayarlarıyla nasıl oynandı?
Neden bu hale geldik?

Allah sonumuzu hayreylesin…
Çünkü biliyorum ki Allah hiçbir milleti sebepsiz yere cezalandırmaz.
Musibeti çağıran, bizzat milletin kendi halidir.
Bugün başımıza ne geliyorsa, sebebi yine biziz.

Ahlakımızı kaybettik, edebimizi kaybettik, namusumuzu kaybettik…
Değerlerimizi, özümüzü, insanlığımızı kaybettik.
Kaybetmediğimiz bir şey kaldı mı?
Her şeyimizi yitirdik…
Ve üstelik bunun farkındayız ama yine de kaybettiklerimizle umursamadan yaşamaya devam ediyoruz...

23 Kasım 2025 Pazar

FENERBAHÇE RİZE'DE HAKEMİ DE YENDİ!

Fener Rize’de Gece Gündüzü Yaşadı!

Milli aradan sonra Rize’de sahaya çıkan sarı-lacivertliler, maçın daha başında hakem Çağdaş Altay’ın Fred’e yapılan net faulü vermeyip oyunu devam ettirmesi sonucu bir anda kalesinde golü gördü. 
Bu şok daha geçmeden, bu kez yine Fred’in omzuna çarpan topa “el” diyerek Fenerbahçe aleyhine tehlikeli bölgeden frikik verdi. O frikikten gelen golle skor 15 dakikada 2-0’a geldi.
İlk 15 dakikada Çağdaş Altay Rize’de adeta operasyon yapmayı başarmıştı.

2-0’ın etkisiyle Fenerbahçe oyuna tutunmakta zorlandı. Yaklaşık yarım saat boyunca tempoyu yakalayamayan sarı-lacivertliler buna rağmen pozisyonlar üretti. Ancak bu defa da kaleci Fofana’yı geçmeyi başaramadı.

İlk yarı Fenerbahçe adına umut vermezken, ikinci yarı adeta karanlıktan aydınlığa çıkış gibiydi.

Fenerbahçe ikinci yarıya fırtına gibi başladı ve ilk yarının kahramanı Fofana’nın hatasıyla skor 2-1’e geldi. 
Ardından Tedesco’nun doğru zamanlı hamleleri ve Talisca’nın nefis kafa golüyle durum 2-2’ye geldi.
Gecenin en güzel golü ise Kerem’in ortasında Duran’ın indirdiği topa Asensio’nun havada gelişine yaptığı mükemmel vuruşla geldi ve Fenerbahçe 3-2 öne geçti.

Bu golden sonra ataklarını artıran Fenerbahçe, 10 kişi kalan rakibi karşısında oyunun kontrolünü tamamen eline aldı. Levent’in kendi kalesine göndermek üzere olduğu pozisyonda şans Fenerbahçe’den yanaydı.

İlerleyen dakikalarda Rizespor’un gol bulmasına izin vermeyen Fenerbahçe, Nene’nin bireysel çabasıyla kaptığı topta “al da at” diye bıraktığı pası Nesry’nin tek vuruşla gole çevirmesiyle farkı 4-2’ye taşıdı.
Archi Brown’ın attığı beşinci gol ise maçın skorunu belirledi  ve Fenerbahçe haftayı kayıpsız namağlup tek takım olarak kapattı.

Gecenin Özeti Çok Net!

Hakem Çağdaş Altay maça o kadar taraflı başladı ki Fenerbahçe’nin lehine olan bariz faulü görmezden geldi, devamında da olmayan pozisyonda Fenerbahçe aleyhine frikik vererek Sarı-Lacivertlilerin 2-0 geriye düşmesine adeta zemin hazırladı.

Fenerbahçe bir anlamda Rize'de sadece rakibini değil, hakemi de yenmiş oldu.

Sarı-lacivertliler şampiyonluk istiyorsa, Türkiye Ligi’nde bu tarz hakem yönetimlerine karşı da mücadele etmeyi bilmek zorunda. İkinci yarıda gösterilen karakter, Fenerbahçe’nin neden şampiyonluğun en büyük favorilerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi.

Gözler Derbiye Çevrildi

Önümüzdeki hafta derbi var.
Derbilerin havası başkadır ama sezon başından beri söylediğim “birlik–beraberlik” çağrısı Fenerbahçe’de sahada karşılığını bulmuş durumda. 
Kulübe, teknik heyet ve oyuncular şampiyonluk için tek yürek olmuş durumda.

Fenerbahçe bu birlikteliği korur ve Galatasaray maçına iyi hazırlanırsa, Kadıköy’de ezeli rakibini yenip liderliği ele geçirmesi hiç de sürpriz olmaz.

Çünkü bu takımda ışık var.
Bu takımda umut var.
Ve son maçlar bize gösterdi ki, Fenerbahçe karanlığı aydınlığa çevirmeyi çok iyi biliyor.
Bu da Tedesco'nun eseri...

19 Kasım 2025 Çarşamba

İSPANYA MİLLİ TAKIMI’NA KARŞI TARİHİ BAŞARI!

Bizim çocuklar dün gece İspanya’da harika bir iş çıkardı.
Grup maçlarında gol bile yemeyen İspanya Milli Takımı’na iki gol atıp, üstelik beraberlikle puan alarak tarihe geçtiler.
Tarih, grup aşamasında İspanya’ya gol atan ve puan alan tek takım olarak Türkiye’yi yazacaktır.

Maça kötü başladık!
ilk dakikalarda gol yedik. Sonrasında toparlanmak biraz zaman aldı. Uzun pas denemeleri işimizi zorlaştırdı çünkü her uzun top rakibe gidiyordu. Rakip dar alanda kısa paslarla rahat oynayıp araya attığı toplarla bize zor anlar yaşatırken, biz uzun toplarla çözüm aradık.

Dakikalar 42' yi gösterirken  genç oyuncumuz Deniz sahneye çıkıp İspanya ağlarını havalandırdı.
Soyunma odasına İspanyol boğaları sersemlemiş bir şekilde gittiler, biz ise daha inaçlı olarak devreyi bitirdik.

İlk yarının gerçek kahramanı ise Kaleci Altay Bayındır oldu.
Tam 4 net gol pozisyonunu çıkartarak millilerimizi maçta tuttu.

İkinci yarıya daha etkili başlayan millilerimiz, Salih Özcan’ın ceza sahası dışından attığı klas golle öne geçmeyi başardı.
Sonrasında İspanya’nın golü ise tamamen bir şans golü oldu.

Millilerde Altay Bayındır tartışmasız maçın yıldızıydı.
Çağlar Söyüncü, Orkun Kökçü ve Salih Özcan müthiş oynadılar.
Barış Alper rakip defansı resmen dağıttı.
Ferdi için ayrıca parantez açmak gerekiyor. Sakatlıktan döndükten sonra böyle güçlü bir performans göstermesini kimse beklemiyordu. Allah nazarlardan saklasın.

Milli takımımızı yürekten tebrik ediyoruz.
İnşallah yarı final ve final playoff maçlarında da aynı başarıyı gösterip bizleri bir kez daha gururlandırırlar.

Yolunuz açık, zafer sizinle olsun çocuklar!

16 Kasım 2025 Pazar

Müjde! Emekliye Zam, İşçiye Zam, Memura Zam!

Zam ayları yaklaşınca iktidara yakın kaynaklar başlıyorlar erken atışlara…

Daha 2 ay var ama manşetler hazır! 

Emekliye “Şu kadar zam!”,
Memura “Bu kadar artış!”,
Asgari ücrete “Şaşırtan zam!”
Refah payı müjdesi vs.

Emekli, işçi, memur…
Zam, zam, zam!
Her gün aynı başlıklar, aynı yalan umutlar.

Gerçek ne?
Zam oranı zaten belli.
TÜİK’in makyajlı, inandırıcılığını yitirmiş yalan  enflasyonu dünden belli.

Peki ne yapıyorlar?
Gündemi dolduruyorlar…
İnsanları oyalıyorlar…
Umut satarak hayal tacirliği yapıyorlar!
Gerçek ekonomik sorunlar konuşulmasın diye gündemi köpürtmeye hergün devam ediyorlar.

İnsanları küçük beklentilerin peşine takıp zihinleri meşgul ediyorlar. 
Yıllardır yapılan bu!
Bu, resmen bir kitleyi kontrol yöntemi...

Dar gelirlinin aklıyla oynuyorlar!
Beklenti yaratıp kafa karıştırıyorlar!
Gerçekleri saklamak için umut manipülasyonu yapıyorlar!

Bu milletin aklıyla alay etmeyi bırakın artık!
Zammı değil, adaleti konuşun.
Yalanı değil, gerçeği konuşun.
21 şehidin aile feryatlarını konuşun!

13 Kasım 2025 Perşembe

VERİLER SİLİNİP GERÇEKLER GİZLENDİ Mİ?

Türk futbolunu sarsan bahis skandalında yaşanan akıl almaz gelişmeler kafaları fazlasıyla karıştırmaya devam ediyor. Süper Lig’de yapının döndüğü en üst seviyedeki bazı futbolcuların isimlerinin savcılığa bildirilmediği, bilerek gizlendiği yönündeki iddialar her geçen gün daha da güçleniyor.

Hatta iddiaya göre, savcılığa sunulan listeler hazırlanırken veri tabanındaki bazı futbolcuların bilgilerinin sistemden bilinçli şekilde silindiği dile getiriliyor. Sadece hesap açmış, küçük miktarlarda bahis oynamış alt lig futbolcularının ve göstermelik olarak Süper Lig’de kadroya girmekte zorlanan birkaç ismin dosyaya dahil edilmesi ise, meselenin üstünün örtülmeye çalışıldığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Eğer durum gerçekten böyle ise ki ben de böyle olduğuna inanıyorum bu tablo ortaya çıktığında kamuoyunda büyük bir yankı uyandıracaktır. Çünkü bu soruların cevabı ortada duruyor:

Hangi el bu olaya müdahale etti?

Kim kimi koruyor?

Eğer bu iddialar doğruysa, söz konusu olan yalnızca bir bahis skandalı değildir, Türk futbolunun kirli damarlarını ortaya çıkaran, organize bir yolsuzluk zinciridir.

Açıklanan cezalar bile bu çarpıklığı gözler önüne seriyor. Aynı takımdan olaya karışan iki oyuncudan biri 9 ay ceza alırken, diğeri sadece 45 gün hak mahrumiyeti ile kurtarılıyor. Burada bile bir “kollama”, bir “dizayn” göze çarpıyor. Örneğin Eren Elmalı’nın cezası öyle bir ayarlandı ki Aralık sonunda bitecek şekilde düzenlendi. Eğer 9 ay ceza alsaydı, Galatasaray İsmail Jakobs’un Afrika Kupası’na gidecek olması nedeniyle sol beksiz kalacaktı. Görünen o ki yapı devreye girdi ve bu ihtimali ortadan kaldırdı.

Gelelim savcılığa!

Savcılığın görevi nettir!
Orijinal verileri talep etmek, dijital kayıtların kimler tarafından değiştirildiğini tespit etmektir.
Uzmanlara göre veriler silinse bile sistem mutlaka iz bırakır. O izler de bugün gizlenen isimleri teker teker ortaya çıkaracaktır.

Gerçek tablonun gizlendiği aşikardır. Bazı kulüplerde fazla forma şansı bulmayan futbolcular özellikle listeye dahil edilerek dikkat başka yöne çekildi. Amaç belliydi! Kamuoyunun gözünü başka yere çevirmek ve yapıyı korumak.

Bu süreçte Beşiktaş’tan Mecit gibi karakterli bir oyuncunun ismi açıklandı. Ersin’in ismi açıklandı.
Peki ama perde arkasındaki asıl kirli isimler nerede?
Türkiye Süper Ligi’nin içindeki o büyük oyuncular nerede?
Yöneticiler nerede?
Dışarıdan destek verenler, maçları dizayn edenler nerede?

Bu tam anlamıyla bir göz boyamadır. Hedef saptırma operasyonudur. Yapının ifşa olmasını engelleme çabasıdır.

Hakem cephesi de aynı karanlıkta…

Tıpkı futbolcularda olduğu gibi üst klasman hakemlerinin isimleri listede yok.
Yıllardır bir kulübün lehine verdikleri kararlarla gündeme gelen, adeta o kulübün “12. adamı” gibi davranan, Fenerbahçe maçlarında Fenerbahçe’yi doğrayan, şampiyonluklarını çalan hakemlerin isimleri dosyaya dahil edilmedi.

Buna karşılık Zorbay Küçük, adeta “küçük bir kurban” olarak seçildi.
Onu hedef göstererek, maçlara doğrudan etki eden asıl elebaş hakemler korunmaya çalışıldı.

Artık mesele sadece bahis değildir.

Bu olay, Türk futbolunun bağımsızlığına el uzatan gizli bir yapının varlığına işaret etmektedir.
Bu yapı, kimin cezalandırılacağını, kimin korunacağını belirliyor, isimler buna göre açıklanıyor, cezalar buna göre veriliyor.

Ve şimdi top, Türk yargısında!

Savcıların görevi bu kirli dosyayı açmak, verileri ortaya çıkarmak, gizli kasayı bulmak ve bu karanlık eli deşifre etmektir.

Aksi takdirde, bu karanlık el ortaya çıkarılamazsa futbol artık bir oyun olmaktan çıkacak.
Jorge Jesus’un görev yaptığı dönemde söylediği şu sözler, bugün çok daha anlamlı hale geliyor:

“Bu ligin sportif gerçekliği yok. Bu ligde maçlar sahada kazanılmıyor. Kim kazanırsa kazansın bunu söylüyorum.”

Eğer gerçekler ortaya çıkarılmazsa Türk futbolu, kurgulanmış bir senaryonun sahnelenmeye devam ettiği karanlık bir tiyatroya dönüşecektir.

9 Kasım 2025 Pazar

ATATÜRK'ÜN VE ZAFERİN IŞIĞI KADIKÖY'DE SAHNEDE!

Fenerbahçe - Kayseri Spor maçı önü  Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına, günün anlam ve önemini yansıtan, insanın içini ürperten, gözleri yaşartan bir kartografik gösteriye sahne oldu.
Tribünlerde dalgalanan sarı-lacivert bayraklar, dev kırmızı beyaz Türk bayrağı Atatürk’ün siluetiyle birleşti. O an Kadıköy, sadece bir stadyum değil, bir milli gurur sahnesi haline geldi.
Duygulanmamak elde değildi...

Maç bu duygular ile başladı. Hem de ezeli rakibi lig lideri  bir saat önce körfezde yenilmiş maç bir anda 6 puanlık maça bürünmüştü. Fenerbahçe' de bu duygulara kulak verip  oyuna hızlı ve bilinçli bir tempoyla başladı. Topu her kullanımda pas trafiğinde daha dikkatli, arzulu, istekliydi.
Kanatlardan Nene ve Kerem’in etkili koşuları, orta sahadaki Fred’in zekice pasları ve Alvarez’in topu tutma ile ilk müdahale becerisi birleşince, sarı-lacivertliler rakibi adeta baskı altına aldı.

Fenerbahçe bu maçta bu sezon hiç olmadığı kadar sabırlı oynadı, fırsatı bekledi. Ve fırsat  Kayseri şehrinin plakasını 38. dakikayı gösterdiğinde geldi. Talisca'nın muhteşem pasına İspanyol Asansio aynı güzellikte bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Ardından Ederson ile başlayan atak Nene ile golle sonuçlandı. Skor bir anda 2-0’a ulaştı.
İlk devre bu şekilde bitti. 
İkinci yarı Nene ve Kerem'in tek vuruşluk harika golleri ile 2 gol daha atarak skor 4-2 oldu.
Bu akşam Fenerbahçe sadece iyi futbol oynamadı, sahaya karakter koydu, ruhunu sahaya yansıttı.

Fred gecenin yıldızıydı. İki asist yaptı, oyunun her anında sorumluluk aldı, takımı yönlendirdi. Hocasına  hazırım, bana güven der gibi oynadı.
Ama asıl etkileyici olan, sahadaki tüm oyuncuların pes etmemesi ve sonuna kadar mücadele etmesiydi. 
Bakmayın Fenerbahçe'nin 2 gol yediğine! Rahmetli Todor Veselenoviç'in dediği gibi önemli olan yediğinin fazlasını atmaktı!
Fenerbahçe'de bunu yaptı Veselenoviç'i anarcasına!

Fenerbahçe gerçekten bu gece adına yakışır bir şekilde futbol oynadı ve tam tamına 6 puanı da alıp ligde bende varım dedi.

Ve Kadıköy'deki bu mücadele, maçtan önceki gösteri ile birlikte  birleşince Atatürk’ün ölümsüz sözlerini akla getirdi. Bu galibiyet bu sözlerin ışığı altında bir anda anlam kazandı.
Ulu Önder, 
"Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir.”
“Başarı ise, ‘Başaracağım’ diye başlayarak, sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir.”
“Egemenlik verilmez, alınır.” diyordu.

Fenerbahçe bu akşam, işte bu sözlerin canlı örneğiydi. Zafer, sahada inanan futbolcuların 4 gollü galibiyetiyle “Zafer benimdir” diyebilmesiydi.

Başarı, bu takımdan bir halt olmaz denildikten sonra son 4 lig maçını üst üste kazanıp puan farkını 1 indiren teknik ekibin, “Başaracağım” diyerek yola çıkıp sonunda “kovulmadım başardım” diyebilme kararlılığının göstergesiydi.

Egemenlik ise, yıllardır üzerine oynanan oyunlara ve haksızlıklara rağmen teslim olmayan bu büyük camianın direniş ruhuydu.

Tedesco’nun inancı, futbolcuların kararlılığı ve taraftarın desteğiyle birlikte dirilişin ve zaferin resmi  çiziliyordu bu gece Kadıköy’de. 
Milli araya 4 gollü bir galibiyet ve 1 puana düşen liderlik hesaplarıyla giriliyordu. Hem de 12 hafta boyunca hiç hakem yardımı olmadan en az 4 puanı çalınmasına rağmen!

Bu camia birlik ve beraberliğini koruduğu sürece, bu sezonun en büyük şampiyonluk adayıdır. 

Milli ara sonrası bambaşka bir lig bizleri bekliyor. 
Çünkü "yapı" körfezde denize döküldü. El verilip tekrar körfezin derin sularından çıkartılıp diriltilmezse, her şey adalet ışığı altında tersine dönecektir.

Başkan Sadettin Saran ve yönetimini de kutlamak gerekir. Sessiz sedasız doğru işler yapıyorlar...

Unutmayın:
“Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir.”

Ve Fenerbahçe bu gece lig sonunda  “Zafer benim olacak” dedi.

29 Ekim 2025 Çarşamba

ZAMANLAMA MANİDAR!

Bu başlık, usta gazeteci Yılmaz Özdil’e ait.
Sözcü TV’de İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Özdil, kısa ama anlamlı bir tespitte bulundu:

“Zamanlama manidar.”

Özdil konuşmasının devamında haklı bir noktaya dikkat çekti:
Ortalık yangın yeriyken,
Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları cezaevindeyken,
operasyonlar dalga dalga devam ederken,
İmamoğlu hakkında “casusluk” suçlaması ortaya atılmışken,
bir anda gündem yine değiştirildi.

Nasıl mı?
Tıpkı 2010 yılında olduğu gibi!
O dönem ülke Balyoz ve Ergenekon davalarıyla çalkalanırken, birden “Şike Davası” patlatılmıştı.
Ne olmuştu?
Gündem bir anda bambaşka bir yöne çekilmişti.

Bugün de aynı senaryo sahnede.
Gündem iktidar adına fırtınalıyken, bu kezde 7'den 70'e herkesin yakından takip ettiği futbolda  “hakemlerin bahis skandalı” ortaya atıldı.
Ve yine dikkatler başka yöne çevrildi.

Ben bu tespitin altına imzamı atarım.
Bu, bana göre de siyasi iktidarın eleştiriler karşısında gündemi saptırmak için planladığı bir operasyondur.

Yoksa Türkiye Ligi’nde şaibeli maçlar yönettiği iddia edilen
Cihan Aydın, Halil Umut Meler, Yasin Kol, Atilla Karaoğlan, Ali Şansalan, Oğuzhan Çakır gibi hakemlerin listede olmaması sizce tesadüf mü?

Adı gibi “küçük” olan Zorbay'ı listeye eklediler ama sadece görüntüde!
Gerçek hedef başka.
Bu operasyonla hem futbol kamuoyu hem de genel kamuoyu başka yöne çekildi.

Ben diyorum ki:
Bu işin altından hiçbir şey çıkmayacak.
Çıkmaz da.
İki gündür ortalığı yangın yerine çevirdiler ama asıl amaç başka:
Gündemi “hakemlerin bahis skandalına” çevirmek!

Bu, yıllardır bildiğimiz bir taktik:
Gündemi değiştir, dikkatleri saptır.
Yılmaz Özdil’in dediği gibi:

“Zamanlama manidar.”
Ayrıca maçları yayınlayan kurumda da tarafsızlık yok.
İstedikleri pozisyonu yüz defa gösteriyorlar,
istemediklerini hiç göstermiyorlar.
Galatasaray lehine olan pozisyonlar sürekli ekranda;
aleyhine olanlar yok.
Fenerbahçe için de tam tersi.
Bu da manidar!

Yıllardan beri soruyoruz.
Bu yapının içinde kimler var?
Türk futbolunu kim yönetiyor, kim dizayn ediyor?
Bu iş sadece hakemlerle sınırlı değil!

TFF tutarlı davransın:
Ligleri bugünden itibaren ertelesin!
Bu insanlara maç yönettirmesin !
Ya da yabancı hakem getirin!
VAR’a da yabancı hakemler koyun!

Ama biliyorum ki;
bu operasyondan kimin kârlı çıkacağı,
hangi takımların korunacağı çoktan belli.

Bu bir gaz alma operasyonu.
Başka bir şey değil.

28 Ekim 2025 Salı

DİRİLİŞ

Fenerbahçeli oyuncular, maçtan saatler önce Antep’in bol fıstıklı baklavalarını yemiş olacaklar ki, sahaya son derece iştahlı, arzulu ve istekli çıktılar.
Ön alanda baskı kurarak rakibin oyun kurmasına izin vermediler. Savunmayı öne çıkarıp oyunu orta alanda tuttular ve baskılı bir oyunla Gaziantep’i adeta boğdular.
5. ve 22. dakikalarda E. Nesyri’nin attığı gollerle Fenerbahçe bir anda 2-0 öne geçti.
Özellikle İsmail’in Asensio’ya gönderdiği “şahane” pas, gecenin en güzel asistlerinden biriydi.
İsmail ikinci yarıda da benzer bir pasla arkadaşlarına pozisyon hazırladı ancak bu kez sonuç alamadılar.

Fenerbahçe’de özellikle Oosterwolde, İsmail ve Škriniar sahanın en iyilerindendi.
Belki sadece toplu oyunda Nene ve Kerem biraz vasatın altında kaldılar ama takımın genelindeki mücadele, hırs ve kazanma arzusu, “dirilişin sinyallerini” verdi.

İkinci yarıya Fenerbahçe biraz düşük tempoyla başladı. Ancak Tedesco’nun yaptığı dört değişiklik maça yeniden enerji getirdi.
Kısa sürede oyun üstünlüğünü tekrar ele alan sarı lacivertliler, pozisyon üstüne pozisyon üretmeye başladı.

78. dakikada oyuna giren Talisca, attığı iki nefis golle farkı 4’e çıkardı.
Maç 4-0 tamamlandı ama fark çok daha fazla olabilirdi.
Kaleci Burak’ın kurtarışları ve direkten dönen üç top, Antep adına farkı önleyen en önemli etkenlerdi.

Ancak maçın hakemi Atilla Karaoğlan, adeta “saatli bomba” gibiydi.
Fenerbahçeli futbolcuların en ufak hareketine sarı kart gösterirken, Antepli oyuncuların sert faullerine göz yumdu.
İsmail’e yapılan faulde kartın İsmail’e çıkması, Archie Brown’un rakibe dokunmadığı pozisyonda yine sarı kart görmesi büyük tepki topladı.

Fenerbahçe bu hakemlere rağmen sahada kazanmak zorunda. Çünkü başka alternatifi yok.
Bu akşam bir kez daha görüldü:
Galatasaray maçlarında Osimhen, Torreira, Barış Alper, Davinson, Abdülkerim ve Yunus’un benzer hareketlerine faul dahi verilmezken, Fenerbahçe aynı pozisyonlarda kart görüyor.
İşte aradaki çifte standart bu kadar açık!

Sonuç olarak, Fenerbahçe Antep deplasmanında sadece 3 puan değil, aynı zamanda özgüvenini de geri kazandı.
Tedesco, doğru hamleleriyle takımın ivmesini artırmaya devam ediyor.

Fenerbahçe’de ışık var, Fenerbahçe Antep’te ışıl ışıl!

26 Ekim 2025 Pazar

FUTBOLDA ADALET NEREDE?

Bütün kamuoyunun bildiği gibi, Galatasaray uzun yıllardır açıkça kollanıyor.
Özellikle son 3-4 sezondur bu kollanma artık alenen, göz göre göre yapılır hale geldi.

Hakemler kararlarını verirken adeta Galatasaray lehine hareket etmekte hiçbir sakınca görmüyorlar.
Galatasaray’ın aleyhine olan pozisyonlar ofsayt gerekçesiyle iptal ediliyor, çizgiler yamuk çiziliyor, formalar uzatılıyor.

Bugün de aynı tabloyu izledik.
Hakem Oğuzhan Çakır, sahada adeta Galatasaray’ın 12. adamı gibi davrandı.
Olmayan pozisyonda Göztepeli oyuncuya kırmızı kart gösterdi,
ama Osimhen’in dirseğine ise “bir şey yok” dedi.

Benim merak ettiğim şu:
İktidar partisi ve onun ortağı, ülkede yaşanan her türlü yolsuzluk karşısında soruşturma açıyor,
yanlış yapanları cezaevine gönderiyorsa;
futboldaki bu adaletsizlik karşısında neden sessiz kalıyor?

Galatasaray’ın bu kadar açık bir şekilde kollanmasına,
hakemlerin taraflı ve art niyetli davranışlarına neden göz yumuluyor?

Futbolda adalet ve hukukun kalmadığı bir yerde, kim neden mücadele etsin?
Bu tablo Türk futbolunun geleceğini karartıyor.

Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum:
Lütfen bu konuya el atın!
Çünkü gidişat iyi değil.
Böyle giderse, diğer takımlar bu ligde sadece figüran olur;
Galatasaray ise önümüzdeki 10 yıl daha  şampiyon olur.

25 Ekim 2025 Cumartesi

Kadıköy'de İhanet!

İlk Yarı Hüsran, İkinci Yarının Sonu Fiyasko!

Bu nasıl Fenerbahçe ?
Suçlular, sorumlular kim?
Evinde oynuyorsun, tribün arkanda, milyonlar ekran başında… 
Ama ilk yarıda takım sahada koca bir hiç! 
Utanç verici, rezalet bir oyuncu topluluğu!

İlk yarı tam bir rezalet şeklinde geçti.

Bekler yok, kanatlar yok, orta saha yok!, 
Takımda ruh yok! 
İsmail ve Fred sanki rakip için oynuyor, topu doğru dürüst kullanamıyorlar. 
Talisca desen sahada yürüyerek geziyor, ayakta duracak hali yok. Stoperlerin kucağında oyuncak olmuştu. Terden sırılsıklam ama tek damla mücadele yok!
Bu ne rezil hal! 
Bu mu Fenerbahçe’nin yıldızı?

İkinci yarının başında penaltı kazanıyorsun, ama ne yapıyorsun? İlk yarının bitmiş, tükenmiş, sahada gezen adama penaltıyı attırıyorsun! 
Allah aşkına, böyle mi penaltı kullanılır?
Daha topa yaklaşırken “atamayacak” dedim, sanki beni duydu!
Atamadı, rezil etti!

İkinci yarıda İrfan Can Kahveci ve Cenk Tosun takımı biraz kıpırdattı ve takım öne geçti. 
Uzatmalarda kaleci İrfan Can Eğribayat çıktı sahneye. 
Şımarıklığıyla, laubaliliğiyle topu kendi elleriyle içeri bıraktı!
Bu ihanetin adı başka bir şeydi! 
Böyle kaleciyle değil şampiyonluk, bizim veteran maçları bile kazanılmaz!

Hakem Cihan Aydın ise tam bir skandal yönetim sergiledi. 
İlk yarıda En Nesryri’ye yapılan penaltıyı vermedi. Bitkin Talisca’ya yapılan yayda yapılan net faulü görmezden geldi. 
Tüm takdir haklarını Alanya lehine kullandı. Son saniyede aynı pozisyonda iki penaltıyı es geçti.
Görevli gibiydi! Sanki talimat verilmiş de sahaya uygulamaya çıkmıştı! Kararlarıyla görevini yerine getirdi.
Ama şunu da söylemek lazım. İrfan Can Eğribayat ve Talisca bu gece Cihan Aydın’ın can simidi oldu!
Cihan Aydın'ı kurtarırken Fenerbahçe’yi yaktılar!



Bu rezaleti Fenerbahçe taraftarına yaşatmaya ne oyuncuların, ne hakemlerin, ne de başka bir kimsenin hakkı yok!

Bu akşam Fenerbshçe'nin oynadığı oyun futbol değil, taraftara ihanettir.

Yazıklar olsun!

ALİ KOÇ NEDEN İSTENMEDİ?

Bugün Trabzonspor’un ve Fenerbahçe’nin borçları açıklandı.
Açıklanan tabloya birlikte bakalım:

Trabzonspor’un borcu: 4 milyar 250 milyon TL

Fenerbahçe’nin borcu: 28 milyar 710 milyon TL

Ali Koç’un Fenerbahçe’ye hibe ettiği tutar: 3 milyar 510 milyon TL

Yani Ali Koç, neredeyse bir kulübün toplam borcu kadar parayı Fenerbahçe’ye bağışladı.
Üstelik kulüpten alacağı parayı da silerek, Fenerbahçe’nin mali yükünü hafifletti.

İşte Ali Koç bu kadar büyük bir başkandı.
Bu kadar güçlü, bu kadar fedakâr bir başkandı.

Ama Fenerbahçe düşmanları, kulübün hem sportif hem de ekonomik olarak güçlenmesini istemediler.
Sahada yenemedikleri Fenerbahçe’yi, saha dışında yıpratmaya çalıştılar.
Algı operasyonları yaptılar; sosyal medyada, yazılı ve görsel basında sürekli Fenerbahçe’yi hedef aldılar.

Ne zaman Fenerbahçe ekonomik olarak ayağa kalktı, “Artık özgürüm” demeye başladı,
bu defa yeni oyunlar devreye girdi.

Siyasi kanatlar, dernekler, yapılar birleşti.
Ali Koç’un önünü kesmek için genel kurulda Fenerbahçe’nin geleceğiyle ilgili maddeleri reddettiler.
Amaç belliydi:
“Ali Koç kaybetsin, ne olursa olsun.”

Ve sonunda Ali Koç’un önü kesildi, Saadettin Saran başkan oldu.
Ama dikkat edin: bugün o reddedilen maddelerin hepsi geçti!
Demek ki mesele o maddeler değilmiş…
Amaç, Ali Koç’un kaybetmesiydi.

Şunu unutmayalım:
Ali Koç ve Murat Ülker gibi isimler, Fenerbahçe’nin bugün hâlâ ayakta kalmasının en büyük nedenlerindendir.
Ali Koç, enkaz hâlindeki Fenerbahçe’yi devraldı; yoldan çıkan treni yeniden rayına oturttu.
Mali açıdan sürdürülebilir bir kulüp yapısı kurdu.

Ve evet…
Ali Koç’un Fenerbahçe’ye hibettiği para, neredeyse koca Trabzonspor’un borcu kadar!
İşte bazıları Ali Koç’u bu yüzden istemedi.
Çünkü o parasıyla değil, onuruyla güçlüydü.
Fenerbahçe’nin ekonomik bağımsızlığının sembolüydü.


Ali Koç’u istemeyenler, aslında güçlü bir Fenerbahçe’yi istemediler.
Çünkü o, paranın değil karakterin gücünü temsil ediyordu.
Fenerbahçe için servetini, zamanını, itibarını ortaya koydu.
Ve sonunda bir gerçeği herkese gösterdi:


“Fenerbahçe bir kişiyle yıkılmaz, ama bir yürekle yeniden ayağa kalkar.”

Ali Koç’un adı belki başkanlık koltuğundan kalktı,
ama Fenerbahçe tarihine altın harflerle kazındı.
Bu camia onun emeğini, onurunu, cesaretini asla unutmayacak.

Emeklilere ve EYT’lilere Yaşamayı Bile Çok Görenlere!

Son günlerde yapılan açıklamalarda, SGK’nın zarar etmesinin nedeni olarak “emeklilerin uzun yaşaması” gösterildi.
Bu ifade, ne akla ne de vicdana sığar.

Bu ülkenin yükünü yıllarca sırtlayan, alın teriyle prim ödeyen milyonlarca emekli ve EYT’li, bu sistemin yükü değil; bu ülkenin temel direğidir.
SGK’yı ayakta tutanlar onlar, yanlış yönetimlerin ve israfın bedelini ödeyenler de yine onlardır.

Eğer SGK zarar ediyorsa, bunun nedeni emeklilerin uzun yaşaması değil;
hesapsız harcamalar, adaletsiz kaynak dağılımı ve şeffaf olmayan yönetim anlayışıdır.
Gerçek soru şudur:
Yıllarca toplanan primler, vergiler ve kaynaklar nereye gitti?

Bir dönem milletvekilliği yapıp ömür boyu maaş almak normal görülürken,
25-30 yıl çalışan vatandaşın emekliliğini sorgulamak,
adaletin ve vicdanın tamamen kaybolduğunu gösterir.
Artık yeter!
Emekliler de, EYT’liler de bu ülkenin onurlu emekçileridir.
Onlara yaşamayı bile çok görmek, büyük bir vicdansızlıktır.

Bu millet sadece insanca yaşamak, hakkını almak ve alın terinin karşılığını görmek istiyor.
Hesap verin, şeffaf olun!
Çünkü bu ülkeyi ayakta tutanlar, emeğiyle yaşayanlardır.
Ve o emek, bu ülkenin en kutsal değeridir.

22 Ekim 2025 Çarşamba

FENERBAHÇE’NİN İHTİYACI OLAN TEK ŞEY: BİRLİK VE BERABERLİK

Fenerbahçe bu sezon da tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Üstelik bu hayal kırıklığının kolay kolay geçeceğini sanmıyorum.

Neden mi?

3 Temmuz süreciyle paramparça edilmek istenen Fenerbahçe, aradan geçen yıllar boyunca “yapı” adı altında oluşturulan düzen tarafından sürekli baltalandı, önü kesildi.
Şampiyonlukları çalındı, hakları gasp edildi.
Ve o karanlık günlerin saha içindeki yansımaları her sezon artarak devam etti.

Bu süreçte eski Başkan Ali Koç ve yönetimi, ekonomik anlamda Aziz Yıldırım dönemi sonrasında ellerinden gelenin fazlasını yaptı.
Ceplerinden milyonlarca lira harcayıp batmakta olan kulübü yeniden ayağa kaldırdılar.
Ancak futboldaki kirli düzeni aşmakta başarılı olamadılar.
Amatör branşlarda başarılar peş peşe gelirken, futbolda sistemli bir şekilde engellendiler.
Çünkü bazıları Fenerbahçe’nin başarılı olmasını istemiyor, tam tersine, var güçleriyle baltalamaya devam ediyorlar.

99 puan toplanan, 99 gol atılan sezonda çalınan şampiyonluğun ardından, bu kez Mourinho döneminde aynı yapı yeniden devreye girdi.
Başarıyı, Mourinho ile birlikte el ele vererek engellemeyi başardılar.

Amaç açıktı!
Ne sportif başarı, ne ekonomik istikrar gelsin!
Bu yüzden sezon bitmeden kulüp bir seçim sürecine sürüklendi.
Bu operasyon Fenerbahçe’yi içten içe sarstı, yönetim değişikliği takımı alabora etti.
Yeni sezon tatsız, tuzsuz bir başlangıçla açıldı.
Sezon başladıktan sonra gelen Teknik direktöre karşı oluşturulan bilinçli algılar, kadro eleştirileri, iç çekişmeler derken Fenerbahçe bir kez daha kaosun tam ortasına itildi.

Son 30 yıldır ligde hep zirveye oynayan bu kulüpten, bu sezon aynı başarıyı beklemek,
“mum ışığında ceviz toplamak” kadar zor görünüyor…

Fenerbahçe kendi içinde birlik ve beraberliği sağlayamadığı sürece;
Medyadaki paralı düşmanlarla, silahşörlere, 
TFF, MHK, VAR sistemi ve BeIN Sports’un taraflı yayıncılığıyla, yapının taşlarından olan bir çok kulüp başkanlarıyla mücadele edemez!
Başarı da yakalayamaz!

Diğer takım başkan yada teknik direktörlerinin sadece Fenerbahçe’yi yenmek için önlerinde oynayacakları maçları bırakıp günler öncesinden Fenerbshçe'ye karşı hazırlanmaya başlamaları, demeçler vermeleri Fenerbahçe'ye oluşturulan sinsi planların açık göstergesidir.

Artık Fenerbahçe’nin önceliği birlik ve beraberlik olmalıdır.
Bu olmadan kurtuluş da, zafer de mümkün değildir.

“Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir” derler.
Ama yaşanan bunca olay bile Fenerbahçe’nin aklını başına getirmeye yetmemiştir.
İç çekişmeler hâlâ sürmektedir.
Yüksek Divan Kurulu’nda bir kez daha görüldü ki,
efsane başkan Aziz Yıldırım bile hâlâ kişisel hesaplaşmaların içinde.
Söylemleri ve tavırlarıyla kendisini adeta Fenerbahçe’nin üzerinde görmektedir.

2006’dan bu yana yaşanan her şey aslında 3 Temmuz’un saha içindeki devamıdır.
Artık o “yapı”, sahaya inmiş, göz göre göre maçların kaderine müdahale eder hale gelmiştir.
Bir takım sürekli kollanırken, Fenerbahçe sistemli biçimde engellenmektedir.

Türk futbolundaki bu kirli yapı temizlenmedikçe,
Fenerbahçe rahat nefes alamayacaktır.
Sorun sadece yönetim ya da teknik direktör değil ülkenin genel düzeninin futbol sahasındaki yansımasıdır.
Ve bu yansıma en sert şekilde Fenerbahçe’ye çarpmaktadır.

Bu yüzden, her ne kadar sezon “şampiyonluk parolasıyla” başlasa da,
bu şartlarda ligi ilk üçte bitirmek bile başarı sayılacaktır.

Ancak taraftar, bu yapının pompaladığı algılara boyun eğmemelidir!
Fenerbahçe’yi ayağa kaldıracak olan, taraftarın inancı ve desteğidir.
Maçlara gidilmeli, tribünler doldurulmalı,
oturarak değil, ses kısılana kadar bağırarak destek verilmelidir.

Çünkü Fenerbahçelilik, tam da böyle zor günlerde belli olur.
Büyük üstat İslam Çupi’nin dediği gibi:

“Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü,
ne kupa büyüklüğüdür.
Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte…
Adı konamaz.
Şampiyon olmak mümkün,
Fenerbahçe olmak imkânsız.”

Fenerbahçe bu sezon şampiyon olmasa bile büyüklüğünden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
Çünkü Fenerbahçe halktır, 
Halkın sesidir.
Cumhuriyet’tir, 
Atatürk’ün yoludur.
Ve bu yolda yürüyenler için daima bir ışıktır.

Bu karanlık dönem de bitecektir.
Ama önemli olan, gerçekleri görmek ve camianın ileri gelenlerinin artık taşın altına elini koymasıdır.

19 Ekim 2025 Pazar

TEDESCO'NUN İŞİ KOLAY DEĞİL!

Fenerbahçe aslında oyuna fena başlamadı, iyi başladı diyebiliriz. 
Sağ kanadı Semedo–Nene, sol tarafı Levent Mercan–Kerem Akdürkoğlu ikilisiyle etkili kullanmaya çalıştı ama üretken olamadı.
Yine de top genelde Fenerbahçe’de kaldı. Oyun rakip sahada oynandı. 

İlk yarı biri penaltıdan, diğeri Kerem Akdürkoğlu’nun asistiyle Asensio’nun attığı golle 2-0 kapandı.

İkinci yarıya da arzulu başlayan Fenerbahçe, bir anda oyunun kontrolünü kaybetti. 
Oyunu kendi sahasında kabul etti, Karagümrük baskıyı kurdu. Fenerbahçe bir türlü istenen oyunu sahaya yansıtamadı. Karagümrük etkili ve baskılı oyununa devam etti, golü de buldu. Hatta 10 kişi kalmasına rağmen bu isteğinden vazgeçmedi. Skoru 2-2, hatta 3-2 lehine çevirebilirdi. Direkten dönen topu, kaçan pozisyonları hatta  tartışmaya açık golü ofsayt diye verilmedi.
Yenilmesine rağmen Karagümrük’ü tebrik etmek lazım.

Fenerbahçe’de ise İsmail dışında öne çıkan bir oyuncu yoktu. İsmail bugün sahada adeta 10 numara oyun oynadı.Takım ayakta kaldıysa onun sayesinde kalmıştır. Oyuna sonradan giren Fred' de fena değildi ben beğendim. Ama genel olarak takımda ciddi bir formsuzluk var.

Bu Fenerbahçe’den bir şey beklemek, hayal dünyasında yüzmek gibi bir şey sanırım...

Fenerbahçe’de eksikler çok, birçok oyuncu formayı hak etmiyor. Bu gidişle yeni yönetimin işi kolay değil. Hele Tedesco’nun hiç kolay değil. Bavulu hep kapının önünde hazır bekleyecektir. 

Fenerbahçeliler, bu sezon bu tür maçlara şimdiden alışmalı. Çünkü bu kadro yapısıyla benzer senaryoları çok göreceğiz..

18 Ekim 2025 Cumartesi

EFSANELİKTEN UZAKLAŞAN BiR BAŞKAN!

Aziz Yıldırım, tüm Fenerbahçelilerin saygı duyduğu, kulüp tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir efsane başkandır. 
Benim de uzun yıllar boyunca büyük bir saygıyla andığım başkan olmuştur.
Ancak bu saygı, 99 puan ve 99 golle şampiyonluğu kaçırdığımız sezonun ardından sarsıldı.
O dönem İsmail Kartal son derece başarılı bir performans sergilerken, “Mourinho” isminin gündeme getirilmesi ve İsmail Kartal’ın görevden alınmasına giden sürecin başlaması, Fenerbahçe için ilk kırılma noktalarından biri olmuştur.

Sonraki süreçte ise Ali Koç’un yıpranmasına, yönetimin olağanüstü seçim kararı almasına ve sonunda seçimi kaybetmesine zemin hazırlayan atmosferde Aziz Yıldırım’ın etkisi de göz ardı edilemez.

Bugün ise zamanında kulüpten ihraç ettiği, uzun süre camianın dışında tuttuğu Sadettin Saran’ın yeniden gündeme gelmesinde ve başkanlık yolunun açılmasında, Yıldırım’ın tutumunun da payı olduğu konuşulmaktadır.

Ne yazık ki, Aziz Yıldırım artık o eski “efsane başkan” konumundan uzaklaşmıştır.
Son yıllarda Fenerbahçe’ye katkıdan çok zarar verdiği yönünde bir kanaat oluşmuştur.
Fenerbahçe’nin yeniden birlik içinde yoluna devam edebilmesi için, Aziz Yıldırım’ın artık kulüpten elini eteğini çekmesi, köşesinde oturup gerçek bir efsane gibi kenarda kalması gerekir.
Aksi halde bu gidişat, Aziz Yıldırım’ı tarihe “efsane başkan” olarak değil, “efsaneliğini kaybeden başkan” olarak geçirecektir.

16 Ekim 2025 Perşembe

Saran’ın İlk Sınavı: Sessizlik, Sadelik ve Unutkanlık

Tüm Fenerbahçeliler gibi ben de Sayın Başkan Saadettin Saran’ın ilk basın toplantısını canlı olarak televizyondan izledim.
İlk izlenimim şu oldu: Başkan oldukça sade, hatta fazlasıyla sade bir toplantı yaptı.
Fazla detaya girmedi, özellikle kadro dışı bırakılan futbolcularla ilgili konularda net bir açıklama yapmadı.
Sadece “Kol kırılır, yen içinde kalır.” diyerek konuyu kapattı.

Diğer başlıklarda da benzer bir tablo vardı.
Sorulara genel geçer yanıtlar verildi, önemli konuların çoğu yüzeysel geçildi.
Yine de bazı noktalarda dikkat çeken mesajlar verdi:
Bankalar Birliği’nden çıkmak için çalışmaların sürdüğünü, ara transfer döneminde ihtiyaç duyulan bölgelere takviye yapılacağını
ve hedeflerinin şampiyonluk olduğunu ifade etti.

Mourinho’yu dolaylı bir şekilde eleştirirken, futbolculara ve Tedesco’ya sahip çıkması yerinde bir duruştu.

Ancak asıl mesele şu:
Ben başkandan, yıllardır Fenerbahçe’nin haklarını gasp eden TFF ve MHK’ye,
Kulüpler Birliği’ndeki samimiyetsiz başkanlara karşı daha dik bir duruş beklerdim.
Ne yazık ki bu konuda fazla yumuşak bir tavır sergiledi.
Herkese “zeytin dalı” uzatan, barışçı bir çizgi çizen bir görüntü vardı.

Oysa Fenerbahçe, bu ülkede son 20 yılda hakları en çok yenilen ve en fazla hedef alınan tek kulüptür.
Yıllardır bilinçli biçimde yaratılan nefret atmosferinin en büyük mağduru biz taraftarlarız.
Başkan bu gerçeği görmezden gelemez.
TFF’yi aklayamaz, hakemleri aklayamaz, Galatasaray lobisini aklayamaz.
Yapının varlığını görmezden gelemez.

Bir diğer eleştirim ise duruşa dair:
Saadettin Saran, henüz tam anlamıyla bir Fenerbahçe Başkanı karizması sergileyemedi.
Biraz daha güçlü bir ses tonu, daha kararlı bir vücut dili, daha ağır bir lider profili bekliyordum.
Yine de bunu, ilk toplantısının heyecanına bağlayabiliriz.
Gerçekten heyecanlı ve duygusal bir atmosfer içindeydi.

Temennimiz şu:
Başkan, bundan sonraki süreçte Fenerbahçe’nin haklarını, menfaatlerini ve onurunu sonuna kadar savunsun.
Biz taraftarların beklentisi budur.

Benim kanaatimce, bu ilk basın toplantısı vasatın altında kaldı.
Ama yine de hayırlısı diyelim…
Belki de asıl sınav, bundan sonra başlayacak.

12 Ekim 2025 Pazar

Saran ve Fenerbahçe Yönetimi İlk Ciddi Hatalarını Yaptılar!

Fenerbahçe Yönetimi ve Saran Büyük Bir Hata Yaptı!

Fenerbahçe yönetimi ve Saran, son alınan kadro dışı kararlarıyla büyük bir hatanın altına imza attı.
Takımda en son gözden çıkarılacak iki isim varsa, bunlar İrfan Can Kahveci ve Cenk Tosun olmalıydı.
Ancak ne yazık ki, Fenerbahçe’de işler yine tersine dönmüş durumda.

İki sezondur İrfan Can da, Cenk Tosun da hak ettikleri şekilde değerlendirilmiyor.
Mourinho döneminde bu iki oyuncuya yeterli süre verilmedi.
Şimdi Tedesco geldi, o da aynı tabloyu sürdürdü.
Sanki İrfan Can’a ve Cenk’e özel bir önyargı var.

Ama asıl düşündürücü olan şu:
Fenerbahçe’de uzun süredir forma şansı bulamayan bu iki oyuncunun kadro dışı bırakılması hangi mantığa sığıyor?
Bu kararın sportif gerekçesi kadar, psikolojik ve yönetimsel etkileri de ciddi bir soru işareti yaratıyor.

Bugün kadro dışı kalması gerekenler bellidir.
Sahada varlık gösteremeyen, oyuna katkı sunamayan isimler varken;
topa dahi vuramayan Talisca, etkisiz El Nesri, ortalarda görünmeyen Szymanski ve Arch Brown dururken,
Türkiye’nin en yetenekli sağ kanat oyuncusu İrfan Can Kahveci’nin dışarıda bırakılması kabul edilemez.

İrfan Can’ı kaybetmek, Fenerbahçe’nin son yıllardaki en büyük teknik ve yönetimsel hatalarından biri olacaktır.
Yönetim bu kararıyla hem takımın iç dengesini hem de taraftarın moralini zedeliyor.

Fenerbahçe, ne yazık ki yıllardır bu tür yanlış kararlarla kendi geleceğini baltalıyor.
Bugün yine aynı tabloyla karşı karşıyayız.

Dilerim ki, bu yanlıştan bir an önce dönülür.
Çünkü Fenerbahçe bu hataları yapa yapa bugünlere geldi.

Sonu hayır olsun…

7 Ekim 2025 Salı

Huzursuzum, Umutsuzum!

Biz Hangi Çağda, Hangi Ülkede Yaşıyoruz?

Gerçekten, bir düşünelim…
Biz hangi çağda, hangi ülkede yaşıyoruz?
Üçüncü dünya ülkesi miyiz biz?
Gelişmemiş bir Arap ülkesi mi olduk?
Yoksa Afrika’nın yoksul ülkelerinden biri mi haline geldik?

Ne oldu bize?
Ne oldu bu güzel ülkeye?

Neden artık bu ülkede ahlak yok, güven yok, hukuk yok, adalet yok, eğitim yok?
Hiçbir şey kalmadı elimizde!

Hastanelere güvenemiyorsun.
Eğitime güvenemiyorsun.
Devlet kurumlarına güvenemiyorsun.
Çarşıda, pazarda esnafa güvenemiyorsun.
Zincir marketlere güvenemiyorsun.
Arkadaşına, akrabana bile güvenemiyorsun!

Güvensizlik, bu ülkenin damarlarına kadar işlemiş durumda.

Bu hal nereye kadar sürecek?
Siyaset çökmüş vaziyette.
Kimin ne yaptığı belli değil.
Adam olan bir şekilde yolunu buluyor,
Adam olmayan sürünüyor.

Ülke neredeyse ikiye bölünmüş durumda:
Bir yanda yoksullar, bir yanda zenginler.

Sermaye el değiştirdi, vicdan elden gitti.
Bolluk geldi, bereket kayboldu.
Teknoloji ilerledi, ahlak çöktü.

İlginçtir…
Her gün tuhaf şeyler yaşıyoruz ama farkında bile değiliz.

Ve ben.... evet, ben!
Bu yaşananlardan rahatsızım.
Huzursuzum.

Çünkü ben huzur içinde yaşamak istiyorum.
Güven içinde yaşamak istiyorum.
Adaletin olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum!
Çocuklarımız iyi eğitim alsın istiyorum.
İnsanca, onurla, korkmadan yaşayalım istiyorum.

Biz, toplum olarak “Korku Cumhuriyeti” değil,
“Güven Cumhuriyeti” istiyoruz!
Herkesin özlem duyduğu, gururla baktığı bir ülke istiyoruz.

Ama maalesef bugün…
Oturduğun apartmanda yalnızsın, korkuyorsun.
Sokakta yürürken yalnızsın, korkuyorsun.
Toplu taşımada, iş yerinde bile yalnızsın.

Bu yalnızlık, bu korku…
Bu ülkenin insanına yakışmıyor.
Biz yalnız bırakıldık.
Ülke git gide yabancılaşıyor.
Birbirimize yabancılaşıyoruz.

Allah sonumuzu hayır etsin…
Ama görünen o ki,
Bu gidiş hiç hayra alamet değil..